Cevap Bolluğu Dünyasında Yapay Zekayla Yol Arkadaşı Olabilme Sanatı

Yapay zeka birkaç cümleyle cevap üretirken asıl mesele hangisine neden güvenebileceğimizi değerlendirmek. Berç Çubukciyan, kendi muhakememize ne kadar alan bıraktığımızı soruyor.

Bu yazıda hiçbir şekilde yapay zeka araçları kullanılmamıştır. Uzun bir aradan sonra Başlangıç Noktası için yeniden yazıyorum. 2018’de kurucuları arasında yer aldığım bu platformun yolculuğu hala gurur veriyor. O günden bugüne yapay zekanın gelişimini yakından izliyorum. Onun yapabildikleri arttıkça bizim nasıl düşündüğümüzü de daha çok sorguluyorum. 2019’da “Kişilerde Duygusal Dayanıklılık ve Geleceğin Yetkinlikleri”, 2020’de ise “Covid-19, Uzaktan Çalışmak ve Kurum Kültürü” yazılarımda insanın değişime nasıl ayak uyduracağını sorgulamıştım. Bugün o soruya bir yenisi ekleniyor: Bu kadar kolay cevap bulurken kendi muhakememize ne kadar alan bırakıyoruz? Yapay zeka araçları sayesinde birkaç cümleyle analiz, strateji, hatta hayatımıza yön verecek öneriler üretebiliyoruz. Soruyu biraz değiştirince aynı sistem, önceki cevabının tersini de aynı özgüvenle savunabiliyor. İnsanın kendi fikrine alkış tutacak birini bulması hiç bu kadar kolay olmamıştı. Kulağa mantıklı gelen bir açıklama, tek başına kanıt sayılmıyor. Akıcı anlatım, mantıksal tutarlılık, kanıta dayanma ve kararın verileceği bağlama uygunluk ayrı ölçütler; ilk ikisindeki başarı, diğer ikisini kendiliğinden güvence altına almıyor. Çıktı çoğaldıkça asıl mesele, hangisine neden güvenebileceğimizi değerlendirmek oluyor. Nasıl sorduğumuz da önemli. Doğru kabul ettiğimiz bir varsayımı sorunun içine yerleştirirsek, sistem bu çerçeveyi destekleyen gerekçeler üretebilir. Farkında olmadan, kendi kanaatimizi doğrulayan cevapları biriktirmeye başlayabiliriz. Bu yüzden analize başlarken sorunun içine hangi kabulleri taşıdığımıza da bakmalıyız. Bu yüzden merak, dayanıklılık ve uyum çok daha önemli. McKinsey Global Institute’nin 29 Eylül 2026 tarihli ABD işgücü raporu, bu yetkinlikleri öğrenme isteği ve yapay zekayla çalışma becerisiyle birlikte ele alıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 7 Ocak 2026 tarihli senaryo raporu da çevikliği, deneyerek öğrenmeyi ve bağlama göre muhakemeyi yapay zeka okuryazarlığıyla birlikte değerlendiriyor. Bain’in raporuna göre ise alan uzmanlığı, empati ve karar sorumluluğu öne çıkıyor. Benim buradan çıkardığım şu: (1) Konuyu bilmek, çıktıyı sorgulamamızı; (2) karşımızdakini anlamak, cevabın kime yarayacağını görmemizi; (3) merak ve uyum ise yeni kanıt geldiğinde fikrimizi değiştirmemizi sağlıyor. Bu yıl “Analoğa Dönüş” panelinde, Başlangıç Noktası’nın kuruluşuna öncülük eden, dijital dönüşüm alanındaki kırk yıla yaklaşan birikimiyle ülkemize ışık tutan Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Sayın Faruk Eczacıbaşı ile aynı sahneyi paylaşma fırsatım oldu. Kendisinin de vurgusu aynıydı: düşünme, sorgulama, yaratıcılık ve karar verme gibi “analog”, yani insani güçlerimizi koruyabilmek, yapay zeka dünyasında insanoğlunun pazarlık edemeyeceği konulardır. Ezcümleye gelecek olursak, yapay zeka farklı yollar önerebilir; kararın sonuçlarıyla yaşayacak ve bu kararın sorumluluğunu alacak olan yine biziz. Görev devrinin sınırını, çıktıyı değerlendirme kapasitemiz ve hatanın doğuracağı sonuçlarla birlikte belirlemeliyiz. Eleştirel düşünmeye ayırdığımız zamanı korumamız gerekiyor. Cevap hızla geliyor diye düşünmeyi de aynı hızla bitirmek zorunda değiliz. Benim önerim nedir? Neye karar vereceğini netleştir. Doğrulanmış bilgiyi, yorumu ve varsayımı ayır; kritik varsayım değiştiğinde sonucun nasıl değiştiğini incele. Belirsiz girdileri aralıklarla ifade et. Kararını etkileyen iddiaları kaynağından doğrula. Kendi sonucuna itiraz ettir. En güçlü karşı tezi iste; fikrini hangi kanıtın değiştireceğin…