Katılımcı Bir Çağa Hoş geldiniz!

Toplumsal sorunların hızla tırmandığı bir dönemde, tüketicilerin özel sektör kuruluşlarından beklentileri de artıyor. Siyasal ve Sosyal İletişim Danışmanı Şeyda Taluk’la paydaş katılımı konusunda bir söyleşi yaptık. “Dünyanın artan sorunlarına çözüm geliştirirken devletlerin yete

Toplumsal sorunların hızla tırmandığı bir dönemde, tüketicilerin özel sektör kuruluşlarından beklentileri de artıyor. Siyasal ve Sosyal İletişim Danışmanı Şeyda Taluk’la paydaş katılımı konusunda bir söyleşi yaptık. “ Dünyanın artan sorunlarına çözüm geliştirirken devletlerin yetersiz kalmasıyla özel sektörden beklenti de yükseliyor. Sivil toplum kuruluşları, yurttaşlar, tüketiciler ve bu sorunlardan etkilenen herkesin şirketler üzerinde etkisi de giderek artıyor ” diyen Taluk, katılımcılığın yükselişine dikkat çekti . Katılımcılık kavramının içeriği nasıl değişiyor? İnsanlık tarihinin en hızlı, yerkürenin her köşesine yayılan bir teknoloji devriminin içerisinden geçiyoruz. Tarihin katlanarak hızlanmasına neden olan bu süreç, karmaşık bilgi ve iletişim teknolojilerine aniden uyum sağlamak zorunda bıraktı bizleri. Tüm dünyayı saran COVID-19 salgını da bu hıza ivme kazandırdı. Daha birkaç yıl önce şu anda gündelik yaşamlarımızın vazgeçilmez ögeleri hâline gelen birçok şey ortada bile yoktu. Dijital ve mobil teknolojiler, dijital platformlar geçmiş alışkanlıklarımızı, iş yapma biçimlerimizi görülmemiş şiddetle yıkarken markaların tüketicileriyle daha fazla etkileşime geçmesi, şirketlerin hissedarlardan, tedarik zincirinde yer alan her birime, sivil toplum kuruluşlarından kendi çalışanlarına dek geniş bir yelpazede yer alan birey ve kurumsal yapıları katılımcı süreçlere dâhil etmesi büyük bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Hangi faktörler etkin? Bireyi fazlasıyla görünür hâle getiren ve toplumsal katılım koşullarını, biçimlerini değiştiren platformlar, milyonlarca insanı ağlar üzerinden birbirine bağlarken, mümkün olan en kısa sürede haberleşmeyi, deneyim paylaşımını sağlıyor. Geleneksel haber medyasının etkisi giderek azalırken ortaya bir çeşit yurttaş medyası çıkıyor. İletişimin yataylaşması, ağlar üzerinden kurulan ilişkiler, hiper şeffaflık talebi, kurumsal davranış biçimlerini de değişime zorluyor. Dijital teknolojiler sayesinde yataylaşan ilişkiler, dünyanın her yerinde dijital platformlar aracılığıyla birbiriyle bağlı insanların deneyim paylaşımları ve birbirlerinden öğrenmesi, gelişmelerden haberdar olması, geleneksel yukarıdan aşağıya doğru tasarlanan yönetim biçimlerini zorluyor. Kurumsal davranışlarda değişim, yönetim biçimleri kadar iletişim biçimlerinde de kendini gösteriyor elbette. Yıllardan bu yana öğrendiğimiz pazarlama karması da birçok teori gibi tarihe karışıyor bu geleceğin dünyasında. Artık 4P (Ürün, Fiyat, Yer, Promosyon) yerini 4E’ye (Katılım, Deneyim, Duygu, Ayrıcalık) bırakıyor. Duygulara hitap eden, etkileşime önem veren, kişiye özel iletişim kurmayı başaran katılımcı kurum ve markalar geleceği şekillendiriyor. O ezbere bildiğimiz “değer teklifi” artık önemini yitiriyor yerini insanın (tüketici, seçmen, çalışan vb.) değeri yani insan odaklı iletişim alıyor. “İnsan-odaklı iletişim” neleri içeriyor? Dünyanın artan sorunlarına çözüm geliştirirken devletlerin yetersiz kalmasıyla özel sektörden beklenti de yükseliyor. Sivil toplum kuruluşları, yurttaşlar, tüketiciler ve bu sorunlardan etkilenen herkesin şirketler üzerinde etkisi de giderek artıyor. Bireyin dijital ağlarda giderek güçlenmesi, bireysel özgürlük taleplerinin ve orta sınıf nüfusunun artışı gibi yeni çağın toplumsal değişimleri, şirketleri iş stratejilerini değiştirmeye, zamanın ruhuna uyum sağlamaya, katılımcı olmaya zorluyor. Toplumsal katmanlar üzerinde etkilerini daha da arttırmak, güveni sağlamlaştırmak isteyen önemli şirketlerin, paydaş katı…