Klişe Sözcüklerden Pratiğe: İklim Değişikliği Krizine Yenilikçi Çözümler Üretmek
(Yazı dizisi, 1. bölüm) Dünyamız, kapısında halihazırda devasa bir iklim değişikliği krizi varken kısa-orta vadeli ancak bir o kadar büyük bir krize daha yakalandı. COVID19 salgınıyla mücadele kaçınılmaz olarak tüm gündemlerin en tepesine yerleşmiş durumda…
(Yazı dizisi, 1. bölüm) Dünyamız, kapısında halihazırda devasa bir iklim değişikliği krizi varken kısa-orta vadeli ancak bir o kadar büyük bir krize daha yakalandı. COVID19 salgınıyla mücadele kaçınılmaz olarak tüm gündemlerin en tepesine yerleşmiş durumda olsa da iklim değişikliği krizi herhangi bir rehavete veya ertelemeye toleranslı değil. Medyanın iklim değişikliğine ilgisi salgın nedeniyle ciddi şekilde azalıyor ancak ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’ne (NOAA) göre 2020 yılı, aletli ölçümlerin başladığı 1880lerden bu yana kaydedilen en sıcak yıl olma yolunda. Dünyanın en büyük reasürans şirketlerinden birisinin yayınladığı rapora göre 2019 yılında dünya genelinde iklim değişikliğinin daha da şiddetlendirdiği hidrolojik ve meteorolojik karakterli afetlerin yol açtığı maddi zararın 137 milyar dolara yaklaştığı belirtiliyor. Bunun çok küçük bir kısmının sigortalanmış maliyetler olduğunu ve zararın artış trendinde olduğunu belirtmek gerekir. Yani sebebi ne olursa olsun iklim krizi ile mücadeleye ara verme lüksümüz yok. Pandeminin halk sağlığı ve ekonomide yarattığı kısa vadeli büyük şoklar, olağanüstü önlemleri de beraberinde getirdi. Bu önlemler arasında -küçük veya büyük fark etmeksizin- tüm toplantıların ertelendiğini gördük. İklim kriziyle mücadelede küresel düzeyde başta hükümetler olmak üzere tüm paydaşların organize olduğu ve etkileşim kurduğu en kritik uluslararası platform olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) taraflar konferansının 26.’sı (COP26) bu yılın Kasım ayında Glasgow’da gerçekleştirilecekti; lakin salgın nedeniyle o da ertelendi. İklim krizi konusunda karnemiz COVID19 salgını öncesinde maalesef yetersiz ve hiç de iç açıcı değildi. Bu nedenle mücadelede elimizi artırmak için COP26 ayrı bir önem taşıyor. Ertelenmiş olması ise yapılacaklar listesinin daha da kabardığının işaretçisi… Resmi zirveler dışındaki çabalara ve bu bağlamda yenilikçi çözümlere artan şekilde ihtiyaç var. COVID19, iklim krizi bağlamında emisyonlara da kısa bir es verdirecek gibi. Salgının dünya genelinde tüm ağırlığınca hüküm sürdüğü şu günlerde mutlaka kulağınıza çalınmıştır: alınan önlemler ve azalan talep doğrultusunda durma noktasına gelen global ekonominin bir sonucu olarak insan kaynaklı iklim değişikliği krizinin ana yakıtı olan küresel sera gazı emisyonlarının 2020 yılı sonunda önceki yıla kıyasla %8 (yaklaşık olarak 2,6 milyar ton) düşmesi beklenmekte. Mukayese için şunu belirtmekte fayda var ki bu düşüş 2008 küresel finans krizinin tetiklediği düşüşün yaklaşık 6 katı; 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana gerçekleşen azalma miktarlarının toplamının ise 2 katı büyüklüğünde. Yani bu durumun eşi benzeri şu ana dek görülmedi. Öte yandan, küresel enerji kaynaklı CO 2 emisyonlarındaki artış trendine bakacak olursak, onca çabaya rağmen trendi tersine çevirmenin ne denli dramatik bir dönüşüm gerektirdiğini görebiliriz. İklim krizine kapsamlı bir çözüm üretebilmek adına ihtiyacımız olan söz konusu dönüşüm yalnızca enerji sistemlerimizde değil, sosyo-ekonomik her alanda ve sektörde gerçekleştirmemiz gereken yapısal bir değişime de tekabül ediyor. Bu bağlamda, teoride hayatımızda uzun zamandır var olan ancak pratiğe belki de 2000 yılı sonrasında dökülmeye başlayan Yapay Zekâ , Makine Öğrenmesi , Derin Öğrenme alanlarındaki çalışmaların iklim kriziyle mücadeleye katmaya başladıkları ve katabilecekleri çözümler elimizdeki seçenekleri artırabilir. Enerji sistemlerinde tedarik ve arz tahmininden tutun emisyonların modellen…