Koronavirüs Salgınına Hiç Şaşırmayanlar: Siber Güvenlik Uzmanları

Dünya son aylarda kaygı etrafında dönüyor. İnsanlık koronavirüse her gün yüzlerce kayıp verirken bir yandan bilime sarılıp bir çare üretme peşinde. İkinci Dünya Savaşından sonra en büyük felaket olarak nitelenen pandeminin ekonomik, toplumsal ve siyasi…

Dünya son aylarda kaygı etrafında dönüyor. İnsanlık koronavirüse her gün yüzlerce kayıp verirken bir yandan bilime sarılıp bir çare üretme peşinde. İkinci Dünya Savaşından sonra en büyük felaket olarak nitelenen pandeminin ekonomik, toplumsal ve siyasi sonuçlarının neler olabileceğine dair ön görüler geliştiriliyor elden gelen önlemleri bir an önce alınmaya çalışılıyor. Tüm bu kaotik atmosferde, karmaşık olaylar dizisinin şaşırtmadığı- ya da daha az şaşırttığı- az sayıdaki gruptan biri siber güvenlik uzmanları olmalı. Dijital sistemlerin güvenliğinden sorumlu olan siber güvenlik uzmanları yıllardır bugün tüm dünyanın karşılaştığı pandeminin sanal versiyonlarına karşı mücadele veriyor. Siber alandaki ‘virüsler’ ile baş etmeye çalışan uzmanların zamanla geliştirdikleri metot ve prensipler bugün biyolojik virüse karşı geliştirilen ve önerilen yöntemlerle oldukça benzeşiyor. Bu yüzden siber güvenlik gelişmelerini takip eden, bu sektörde çalışan ve güvenlik üzerine yazan çizen insanlar için mücadele stratejisi de salgının meydana getirdiği kaotik durum da büyük bir sürpriz değil. Dijitalleşmenin yaygınlaşması ve internetin hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle tüm bu sistemlerin erişilebilirliği, bütünlüğü ve gizliliğin sağlanmasından sorumlu olan siber güvenlikçilerin, siber saldırganların kendi amaçları için kullandıkları ve geliştirdikleri bilgisayar virüslerine karşı verdikleri mücadelenin şartları, benimsedikleri prensipler ve çalışma yöntemleri ile Covid-19’a karşı verilen savaşın benzerlikleri dikkat çekici. Bilinmeyenle mücadele etmek Siber alanda atak vektörleri sürekli güncellenir. Saldırganlar bir yandan bilinen güvenlik açıklarını istismar etmek için yeni saldırı yöntemleri denerken diğer yandan da yazılım ve donanımlardaki bilinmeyen güvenlik açıklarını (sıfırıncı gün açıklarını) keşfetmeye çalışırlar. Savunma tarafı ise çeşitli simülasyonlar ile bir sonraki yumruğun nereden geleceğini kestirmeye çalışır, sistemin dayanıklılığını artırmaya çaba sarf eder. Bunu yaparken de iş sürekliliğinin aksamamasını ve kullanıcı deneyimini optimum seviyede kalmasını gözetir. Covid-19 insanoğlu için yepyeni bir güvenlik açığıydı. Devletlerin ve uluslararası kuruluşların güvenlik önceliklendirme sıralamasında küresel pandemiler ön sırada değildi. Adeta kimsenin beklemediği kötü bir sürprizdi ve bu yüzden hazırlıksız yakalandık. Bugün bilim insanları dört bir yandan insanoğlunun karşısına çıkmış bu yeni virüsün nasıl bulaştığı, metabolizmayı nasıl etkilediği, nasıl yok edileceği konusunda fikir ve bulgularını ortaya koyarak Covid-19’u tanımaya çalışıyor. Çinli bilge Sun Tzu’nun yüzyıllar öncesinden söylediği, hackerlara da ilham veren, öğüdünü yerine getiriyor: “ If you know the enemy and know yourself, you need not fear the result of a hundred battles. If you know yourself but not the enemy, for every victory gained you will also suffer a defeat. If you know neither the enemy nor yourself, you will succumb in every battle.” Saldırgan her zaman bir adım öndedir Siber güvenlikçiler her gün acemi olarak başlayacakları yeni bir dünyaya gözlerini açarlar. Yeni tehditler ortaya çıkmış, bilinmeyen güvenlik açıkları istismar edilmiştir. Bir öğrenci gibi ‘yeni düşmanlarını’ tanırken onu o kadar iyi çalışmalıdır ki, bir adım sonrasını tahmin edebilsinler. Siber güvenlikçinin saldırgan ile mesafeyi ‘en az bir adıma’ indirmekten daha iyi yapacağı bir iş varsa o da risk yönetimini başarılı şekilde uygulayarak ‘muhtemel saldırıya’ en iyi şekild…