Yeşil Mutabakat Enflasyonu Artırır Mı?
Afganistan’daki gelişmelerin aklıma düşürdüğü üç konu var. Üçü de Yeşil Mutabakat hakkında. Ben galiba bu aralar nereye baksam, Yeşil yeni Mutabakat’ı görüyorum. Hiç aklımdan çıkmıyor. Öyle de olmalı! Birincisi, Yeşil Mutabakat’ın geçiş dönemi maliyetlerini şimdiden…
Afganistan’daki gelişmelerin aklıma düşürdüğü üç konu var. Üçü de Yeşil Mutabakat hakkında. Ben galiba bu aralar nereye baksam, Yeşil yeni Mutabakat’ı görüyorum. Hiç aklımdan çıkmıyor. Öyle de olmalı! Birincisi, Yeşil Mutabakat’ın geçiş dönemi maliyetlerini şimdiden daha yakından düşünmeye başlamak gerekiyor: Yeşil Mutabakat geçiş sürecinde, ekonomi bir halden diğerine doğru geçerken mesela enflasyonu artırır mı? İklim değişikliği gündeminin makro ekonomik etkilerini artık daha yakından düşünmeye başlamak gerekiyor. İkincisi, Amerika’nın Afganistan’dan çekilmeye başlaması bir taraftan bakıldığında, Atlantik’in iki yakasında şekillenmekte olan yeni ticaret bölgesinin gereklerine ve Pasifik’teki yeni küresel muarızına odaklanma konusundaki kararlılığı gösteriyor. Beyhude savaşlara, olmayacak projelere kaynak ayırmaktansa, bu ay içinde çıkan, Altyapı Kanunu’na kaynak ayırma tercihi bir yandan. Üçüncüsü, geçiş döneminin zorlukları 2022’deki ara seçimlerde Biden yönetimini ve dolayısıyla iklim değişikliği gündemini zora sokar mı? Avrupa Birliği (AB), Amerikan desteği olmadan bu gündemi tek başına taşıyarak, bölgemiz açısından dönüştürücü (transformative) bir rol üstelenebilir mi? Her biri pek kocaman ama çok uzatmadan size üç cevap vereyim. Yeşil Mutabakat enflasyonu artırır mı? Geçen hafta, bir yandan Afganistan hadisesi olurken, öte yandan Vaşington’daki Peterson Enstitüsü (Peterson Institute for International Economics-piie) Jean Pisani-Ferry’nin “İklim politikası makroekonomik politikadır ve etkisi önemli olacaktır” (Climate policy is mecroeconomic policy and its impact will be significant) başlıklı bir değerlendirmesini yayımladı. İklim değişikliği gündemi ile ilgili olarak yapılan rakamsal değerlendirmeler daha çok bir halden ötekine geçtiğimizde ne elde edeceğimize odaklanıyordu bugüne kadar. Genel denge modelleri çerçevesinde yapılan değerlendirmelerde, bugünle yıllar sonra ulaşacağımız noktayı kıyaslıyoruz daha çok. Neyi ihmal ediyoruz? Uzun bir geçiş dönemini elbette. Hâlbuki uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız. Bugün olduğumuz noktayla, bu politika demeti neticesinde ortaya çıkabilecek sonucu kıyasladığımızda iklim değişikliği ve dünya açısından olumlu, büyüme ve istihdam açısından göz kamaştırıcı sonuçlar görüyoruz. Hâlbuki işin sırrı geçiş sürecinde. Bir halden diğerine doğru geçerken, kimler kaybedecek, kimler kazanacak, kazananlar kaybedenleri nasıl telafi edecek? Son derece önemli. Ne bekliyoruz? İklim değişikliği politikaları ile iktisadi karar alıcıların davranışlarını değiştirmesini, bunun sonucunda bugün elimizde olan bazı varlıkların değer kaybetmesini ve kaynakların bir yerden diğerine akmasını bekliyoruz. Kazananlar ve kaybedenler olacak. Peki, bu süreç nasıl yönetilecek? Böyle baktığınızda, hadisenin “Lay Lay Lom” ülkesinde, bir tür, Lalaland’de geçmediğini görmek mümkün oluyor. Oysaki bir halden ötekine sıçradığımız dünya bize tam da o Lalaland’i tarif ediyor. Çiçek böcek, işler hep tıkırında. Şimdi geleyim Pisani-Ferry’nin aklıma taktığı güzel soruya. “Bütün bu olup bitenin 1974 petrol krizinden ne farkı var?”. Şimdi iktisadi aktörlerin bugün alıştıkları ortamdaki davranış biçimlerini değiştirmelerini sağlamak için, hidrokarbon fiyatlarını aynı 1974’teki gibi birden yükselteceğiz. Karbon vergisi dediğimiz esasen bu. Hatırlayın, dönemin Suudi Petrol İşleri Bakanı Zeki Yamani’ye “Taş devri etrafta taşlar bittiği için sona ermedi. Petrol devri de petrol tükendiği için sona ermeyecek.” dedirten hadiseydi petrol fiyatlar…