Girişimciler İşlerini Hızlı Büyütmek İçin Kamu İle Nasıl İletişim Kurmalı?

Moderatör    12 Nov 2018

Başlangıç Noktası liderlerinden, hızlı büyüyen teknoloji girişimlerine kamu ile ilişkiler danışmanlığı sağlayan Ussal Şahbaz, Medium’daki köşesinde bir yazı kaleme aldı. Bu yazıda “En zor işi zaten işinizi kurarak yaptınız. Şimdi, iş modelinin ana unsuru olan regülasyon değişikliklerini sağlamak için çalışmaktan çekinmemeli ve bunu iş planımızın ana parçalarından biri yapmalıyız.” diyen Ussal, beş maddede özetlediği bir “kamu ilişkileri hareket planı” paylaşıyor. Keyifli okumalar dileriz.

Prof. Dr. Erhan Erkut’un yakında yayınlanacak ve gerçek hikayelerle girişimcilere tavsiyeler içere “Türk Ceylanları” kitabı için yazılmıştır.

Hızlı büyüyen teknoloji girişimlerinin kamu ile ilişkileri neden önemlidir? Böyle bir iş kurduysam hangi aşamada kamu ile ilişkilerimi nasıl düzenlemeliyim?

Bu sorulara cevap vermeden önce, Silikon Vadisi’nde son yıllarda kurulan startuplar kamu ile ilişkilerine nasıl yaklaşıyor, ona bakalım:

  • Jack Dorsey’in kurduğu ödeme sistemi şirketi Square, eski Amerikan Hazine Bakanı Larry Summers’ı danışman yaptı.
  • Uber, Obama’nın eski danışmanı David Plouffe’ı Kamu ile İlişkiler Direktörü yaptı. Eski Avrupa Birliği Rekabetten Sorumlu Komisyoneri Neelie Kroes de Uber’in danışmanı oldu.
  • Kitlesel fonlama şirketi Funding Circle eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Robert Steel ile danışmanlık anlaşması yaptı.
  • Airbnb, Lyft, Coinbase gibi şirketlerin yatırımcısı girişim sermayesi fonu Anderseen Horowitz ABD Başkanı eski Başdanışmanı Ted Ullyot’u Kamu ile İlişkiler Direktörü olarak tuttu.
  • Elon Musk’ın ulaştırma şirketi Hyperloop Obama’nın eski Özel Kalem Müdürü Jim Messina ile anlaştı.

Bu startupların büyüme süreçlerinde kamu ile ilişkiler konusuna özel önem vermelerinin bir nedeni var. 90’larda ve 2000’lerde kurulan ilk internet girişimlerinin faaliyetleri büyük ölçüde dijital dünya ile sınırlıydı ve geleneksel ekonomi sektörlerini etkilemiyordu. Bu girişimlerin çoğunun faaliyet alanında güçlü bir şirket de yoktu: Mesela, Google’dan önce tüm interneti kataloglayan bir arama motoru yoktu. EBay’den önce aynı nitelikte bir pazaryeri yoktu. Aynı durum Türkiye’deki Gittigidiyor için de geçerli. Hatta, çok az kullanıcısı olan Myspace’i saymazsak, Facebook’tan önce de benzer bir sosyal ağ girişimi yoktu. 1996’da internetten kitap satarak e-ticarete başlayan Amazon’un geleneksel kitap sektörünü dönüştürmesi ancak 2010’larda oldu. Bu şirketler bugün artık startup değil dünyanın en büyük şirketleri ve kendi alanlarında tekel haline gelmiş teknoloji devleri.

Oysa, son 10 yılda kurulan ve yukarıda kamu ile ilişkiler konusundaki adımlarını saydığımız startuplar genelde dijital teknolojilerle geleneksel sektörleri dönüştürüyor. Bu geleneksel sektörlerin hepsinde mevcut güçlü oyuncular var. Finans, ulaştırma, enerji, sağlık gibi son yıllarda en çok startup kurulan sektörlerin hepsi kamu tarafından detaylı kurallarla regüle ediliyor. Bu sektörlerdeki oyuncular genelde bu regülasyonlar sayesinde pazara hakim olup, yıllardan beri sektöre yeni girişleri sınırlamak ve sektör üzerindeki vergi, vb. maliyetleri düşürmek için büyük bütçelerle kamu ile ilişkiler faaliyetleri yürütüyorlar.

Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin endüstri standardı kabul edilen Startups.watch’un verilerine göre 2017 yılında startuplara yapılan yatırımın üçte ikisi yukarıda saydığımız finans, ulaştırma, enerji ve sağlık sektörlerine gitti. Yani sektörleri itibariyle artık bizim startuplarımız için de iyi bir kamu ile ilişkiler stratejisi, iş modelinin olmazsa olmaz bir parçası. Startuplar, kamunun yaptığı regülasyonları yakından izlemek, fırsatları yakalamak, riskleri önlemek ve daha da önemlisi birçok durumda ilgili regülasyonun değiştirilmesini iş modelinin ayrılmaz bir parçası yapmak zorunda.

Kamu ile ilişkilerin temeli, devletin yapısını anlamaktan geçiyor. Birçok girişimci, kamudan yeteri kadar destek alamamaktan, regülasyonlarla önünün kesildiğinden, aslında X ülkesinde olsa çok daha hızlı büyüyebileceğinden yakınıyor. Bu düşünceler doğru olsa bile, devletin, aynı birçok büyük şirket gibi, kendi işini yapmak dışında bir amacı olmayan, değişiklik ve riskleri olabildiğince önleyen bürokratik bir yapı olduğunu unutmamak lazım. Bir girişimci, nasıl satış yapacağı şirketi yavaşlıkla veya anlayışsızlıkla suçlamak yerine, altından girip üstünden çıkarak ürününü satmak zorundaysa; kamu ile ilişkilerde de neden önlerinin açılması gerektiği fikrini ilgili kamu yöneticilerine “satması” gerekiyor. Yeni bir ürünü büyük bir şirkete satmak ile kamu ile ilişki yönetmek temelde birbirine çok benzer süreçlerdir. Her ikisinde de, işleri yıllardır olduğu gibi yürüten bir bürokrasiye ürününüzün faydasını anlatmanız gerekir.

Bu yazıda ürününüzün faydasını, neden önünüzün açılması gerektiğini devlete nasıl anlatabileceğinizi tartışacağız. Hemen belirtelim, yazıda vergi dairesi, SGK gibi kamu kurumları ile gündelik ilişkiler üzerinde durmuyoruz. Yazının odak noktası iş modelinizin başarılı olması için şart olan regülasyon değişiklikleriyle ilgili kamu ile nasıl ilişki kurmanız gerektiği. Eğer işiniz finans, ulaştırma, enerji, sağlık gibi regülasyonun önemli rol oynadığı bir sektördeyse; işgücü, gayrimenkul, muhasebe, hukuk gibi regüle bir pazara yönelik platform iş kuruyorsanız; geleneksel bir sektörü dijitalleştiren bir iş modeliniz varsa, bu yazıyı okumanızda fayda var.

* * *

Kamu Yeni Çıkan İşlere Nasıl Yaklaşır?

Önce devletlerin yeni girişimlerle ilişkisi hangi düzlemlerde şekillenir, buna bakacağız. Aşağıda anlattıklarımız sektörden sektöre, zamandan zamana farklılık gösterebilecek ve en önemlisi etkilenerek değiştirilmesi mümkün olan kamu davranış şekilleridir.

1. Kamu Mevcut Büyük Oyuncuları Korur:

Birçok sektörde mevcut büyük şirketler, kamu ile ilişkiler için geniş bütçeler ve ekipler bulundurur. Sektör dernekleri şeklinde örgütlenerek kamu ile düzenli diyalog kurarlar. Zaten birçok sektörel regülatör kurumda çalışan bürokratların bir sonraki kariyer planı aynı sektördeki bir şirkette yüksek maaşlı bir işe geçmektir. Bankalar, enerji şirketleri, ilaç şirketleri, sigara şirketleri bunlar en iyi örnektir.

Regülasyonların günlük operasyonlarda önemli rol oynadığı sektörlerde, mevcut oyuncuların en önemli amacı regülasyonların yeni girişimleri önleyecek şekilde düzenlenmesini sağlamaktır. Mesela, gen editlenmesiyle ilgili yoğun düzenlemeler sayesinde, küçük yeni şirketlerin bu alanda gerekli izinleri alacak yatırımlar yapması imkansız hale gelir, büyük tohum üreticileri pazar güçlerini korur. Oysa, bu regülasyonların asıl amacı yeni teknolojilerin etkileri iyi anlaşılmadan kullanılmasını önlemek ve halk sağlığını korumaktır. Benzer şekilde güçlü markaların sahibi sigara şirketleri, sigara reklam yasaklarına karşı çıkmaz, hatta örtülü bir şekilde destekler. Bu yasaklar halk sağlığını korumak için konmuş olsa da, bilinirlik engeli ile karşılacak bir markanın sigara pazarına girişini imkansız hale getirir. Türkiye’den son 15 sene içerisinde yeni bir sigara markasının çıkmaması da büyük ölçüde reklam yasaklarının sonucudur.

2. Kamu İyi Örgütlenmiş Küçük Oyuncuları Korur:

Bu genelde meslek kuruluşlarının veya esnaf örgütlerinin güçlü olduğu regüle sektörlerde görülen bir durumdur. Uber, Careem, Didi gibi taksiye rakip girişimlerin düştüğü durum da tam olarak budur. Taksi sektörü yüz yıl önce hizmet kalitesini sabit tutmak ve taksicilerin yol bilmesini sağlamak için regüle edilmişti. Bu nedenle, sınırlı sayıda taksi plakası verildi ve araç sayısı kontrol altında tutularak hizmet kalitesi takibi sağlandı. Regülasyonun amacına ne kadar ulaştı tartışılır, ama dijital teknolojiler, haritalar sayesinde taksicilerin yol bilme sorunu ortadan kalktı. Yine teknolojik imkanlarla, kullanıcıların şoförlere not verebildiği bir sistem geldi ve hizmet kalitesini kontrol sorunu da çözüldü. Buna rağmen, yeni oyuncular pazara girdiğinde yüksek değerdeki taksi plakalarının değeri düşeceği için iyi organize olmuş bir grubun sesi yüksek çıkıyor. Yakın zamanda aynı sorunları mali müşavirlik (muhasebe yazılımları), avukatlık (regtech yazılımları) gibi sektörlerde de göreceğiz.

3. Kamu İyi Kâr Getirdiğini Gördüğü Bir Girişime Rakip Şirket Kurar:

Yukarıdaki iki yaklaşım kadar sık görülmese de, hızla büyüyüp iyi kâr getirdiği anlaşılan bir girişime benzer bir ürünün kamu tarafından piyasaya sunulmaya başlanması da mümkündür. Bu durumun en iyi örneği, İstanbul’da popüler taksi çağırma uygulamasına İstanbul Belediyesi’nin aynı hizmeti sunmak üzere geliştirdiği i-Taksi’yi hayata geçirmesi oldu. Tabii Belediye’nin elinde birçok taksinin verisine erişim, taksilerin üzerine reklam verebilme ve taksileri kendi uygulamasını kullanmaya “yönlendirebilme” gibi avantajları olduğunu, iki girişimin aynı şartlarda rekabet etmediğini de unutmayalım.

Öte yandan, bazı kamu politikaları da yeni girişimlerin önünü açabilir. Kalkınma planları, orta vadeli programlar, sektörel stratejiler gibi ana kamu stratejileri ve politikalarındaki genel eğilimleri iyi takip eden, yeni çıkacak regülasyonların açacağı kapıları öngörebilen girişimciler büyük fırsatlar yakalayabilir. Ülkemizden birkaç örnek verecek olursak:

  1. Son yıllarda, kamunun stratejik sektörlerde veri yerlileştirmesine yönelik düzenlemeleri, bu sektörlerde uluslararası oyuncuların varlığını sınırlayarak yerli girişimcilere fırsat sağladı. Mesela, ödeme kuruluşu lisansı alma şartlarını sağlayamayan Paypal’ın Türkiye’den çekilmesi, bu alanda ödeme sistemleri alanında birçok yerel girişimin hızla büyümesinin önünü açtı.
  2. Kamunun vergi gelirlerini artırmayı hedefleyen e-fatura uygulaması, bu alanda faaliyet gösteren girişimlerin önünü açtı. Mesela bu alandaki Foriba, Türkiye pazarında işi öğrenip şimdi İtalya’da faaliyete başladı. Unutmamak lazım ki, bu fırsatları iyi kullananlar bazen büyük şirketler de olabilir. Örneğin, yazarkasa ve POS cihazlarını birleştirme zorunluluğu getiren mevzuatın kazananı, değişikliği öngörüp bu alanda ürün geliştiren Arçelik oldu.

Kamu yönetimindeki trendleri iyi takip etmek başarılı girişimciliğin ana unsurlarından biridir. Peki, eğer iş modelimiz mevcut mevzuat ile çelişiyor ise ne yapacağız? Veya, halen pazar gücü yüksek olan geleneksel rakipler mevzuattaki boşlukları kullanarak bizi dışarı itmeye çalışıyor ve adil rekabet şartları oluşmuyorsa nasıl hareket etmemiz lazım? Her iki durumda da yeni nesil bir kamu ile ilişkiler strateji oluşturmak gerekiyor. Geleneksel şirketler, kamu ile ilişki stratejilerinin merkezinde genelde mevcut iş modellerine karşı oluşan tehditlere karşı reaktif bir tutum sergilemeyi koyuyor. Hızla büyüyen yeni girişimlerin ise, kamu ile ilişkilere proaktif bir biçimde yaklaşması, konuyu iş modellerinin bir parçası haline getirerek mezuatlarda dönüşümleri sağlamaya odaklanması gerekiyor.

* * * 


Yeni Girişimlerin Kamu ile İlişki Stratejisi Nasıl Olmalı?

Kamu ile ilişkileri iş modelinin bir parçası yapmak, ürün geliştirme ve pazara giriş tercihlerini, regülasyonu değiştirme stratejisiyle ahenkli biçimde yürütmek demek. Anlaşılması gereken ilk nokta, özellikle yazılıma dayalı teknoloji işlerinde ürün geliştirmenin, regülasyonların değişmesinden çok daha hızlı olduğu. Bunun bir nedeni kamu yönetiminde regülasyonların birçok paydaşın görüşü ve etkisi ile şekillenmesi. Diğer nedeni de kamu yöneticilerinin birçok konu ile aynı anda uğraşmak zorunda olması dolayısı ile, sizinle ilgili konulara eğilmelerinin zaman alması.

1. Bir yerden pazara girin

Regülasyonlar yavaş değiştiği için bu değişiklikleri beklemeden, iş modelini uygulamaya bir yerden başlamak lazım. Örnek vermek gerekirse, ülkemizde kitle fonlaması yasal olmadığı için ilk kitle fonlaması girişimleri işe bağış toplayarak başladı. Geçen sene kitle fonlaması ile şirketlere ortak olmaya imkan tanınan mevzuat yayınlandı. İşe bağış yolu ile başlayan şirketler ise, yasal yolla kullanıcı ağlarını oluşturdular. Birçok iş için mutlaka yasal olarak girilebilecek bir segment bulmak, burada işe başlayıp, aynı anda proaktif stratejilerle diğer segmentlere girişin önünü açmak, buralar açıldığı zaman ilk girilen segmentlerdeki kullanıcı ağınının avantajını kullanmak mümkün.

Regülasyon değişikliğini beklememenin diğer yolu, hukuken “gri alanlar”dan istifade etmek. Uber ilk Türkiye’ye geldiğinde aslında turist taşımacılığı için çıkarılmış bir lisans ile taksi taşımacılığı yapmaya başladı. Bugün bu modelin sürdürülebilirliği sorgulansa da, 5.000 kadar araç (İstanbul’da 17 bin taksi plakası var) ve binlerce kullanıcı ile başarılı bir giriş yaptığı söylenebilir. Diğer bir örnek ise, 1990 yılında Türkiye’de özel televizyon kurmak yasakken “yurt dışından” yayın yaparak piyasaya giren Star TV olmuştu. Zamanla herkes TRT yerine Star izlemeye başlayınca, Anayasa değiştirilip piyasadaki durum hukuka uygun hale getirildi. Ancak, gri alanda hızlı büyümenin, regülasyonu değiştirmeye yönelik sağlam bir kamu ile ilişkiler stratejisinin yerine geçemeyeceği, yalnızca destekleyici bir unsur olabileceği de unutulmamalı.

2. Doğru konuya odaklanın

Regülasyonları değiştirmek için nasıl bir strateji izlenmeli? Az önce, bir konuyu kamu yöneticilerinin gündemine getirmenin zorluğundan bahsetmiştik. Bu nedenle, regülasyon değişikliği için mücadele edilecek konunun iş modelinizin işlemesi için “şart” olduğunu bildiğiniz bir unsur olması lazım. Bu sebeple, sizin işinizi özel olarak ilgilendiren konulara odaklanın. Memleketin tüm sorunlarını siz çözemezsiniz.

Kamu ile ilişkilerinizdeki esas konunuz her zaman ürünün faaliyete girebilmesiyle ilgili olmayabilir. Mesela, Tesla ilk elektrikli arabaları yaptığında elektrikli arabanın pazara girmesinin önünde bir engel yoktu. Ama Elon Musk, elektrikli arabaların normal içten yanmalı motorla çalışan arabalara göre daha az parçası olduğu için daha az bakım gerektirdiğini, gelirlerinin önemli bir bölümü satış değil bakımdan gelen araba bayilerinin elektrikli arabaları satmak istemeyeceğini fark etti. Bu nedenle Tesla’ların doğrudan tüketiciye satılması gerekiyordu. Fakat, ABD’de birçok eyalette arabaların bayiler üzerinden satılması yasal zorunluluktu. Tesla odaklı bir kamu ile ilişkiler faaliyeti ile bu regülasyonların değişmesini sağladı ve doğrudan tüketiciye satışı mümkün hale getirdi.

Girişimlerin iş modellerinin sürekli evrildiğini, mevcut iş modeli ile toplanan veri üzerinde yeni iş modelleri kurulmasının mümkün olduğunu da dikkatten kaçırmamak lazım. Bir girişimin veri topladığı iş modelinin önünde regülatif bir engel yokken, bu veri üzerinden ileride geliştireceği işin önünde engeller olabilir. O zaman, daha baştan bu yeni iş modelinin önünü açacak bir kamu ile ilişkiler strateji uygulamak faydalı olacaktır. Mesela, Google önce yasal biçimde harita uygulamasını geliştirdi ve hemen akabinde harita verisi üzerinden geliştirdiği sürücüsüz araba ürününe uygun regülasyonların çıkarılması için birinci günden çalışmaya başladı.

3. Muhataplarınızı ve paydaşlarınızı belirleyin

Kamu ile ilişkilerin konusu belirlendikten sonra kamudaki muhataplar ve kamu dışı paydaşların haritalandırılması gerekir. Kamudaki muhataplar, ilgili konuda politikaları hem geliştiren hem uygulayan Bakanlık, sektörel düzenleyici kuruluş, bu konuda strateji geliştiren Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki kurullar ve başkanlıklar olabilir. Bu muhatapların bazıları yasal açıdan konunun sahibi, bazıları ise konu üzerinde ilişki ağları ile etkin birimler olabilir. Devletin hiyerarşik biçimde örgütlenmiş olsa da, çoğu zaman bir ilişki ağı (network) şeklinde çalıştığı unutulmamalıdır. Bir kamu kurumunun diğerini etkilemek için konuyu sahiplenmesi sık sık görülen bir durumdur. Strateji yapan ve uygulayan birimler de birbirinden ayırt edilmeli ve her ikisine uygun mesajlarla gidilmelidir. Ülkemizdeki girişimcilerinin çoğunun kamu ile ilişki yönetiminde bir yanılsamaya düştüğünü gözlemliyorum. Örneğin, bir ödül töreninde yan yana oturduğu ve bir konuyu anlattığı bakanın kendisine hak verdiğini söyleyerek kamu ile ilişki yürüttüğünü düşünen girişimciler var. Oysa, konuştuğu bakanın genelde dile getirdiği konu üzerinde hiçbir etkisi olmuyor. Bu durum, büyük bir şirkete pazarlama yazılım satarken üretim bölümüne gitmekten farklı değil.

Kamudaki muhataplar iyi anlaşıldıktan sonra, bu muhataplarla doğrudan iletişim kadar, diğer paydaşlar üzerinden iletişim de önemlidir. Bu paydaşlar, sizin işinizden faaliyet sağlayan bir geleneksel sektörün sektörel birliği veya derneği, içine girdiğiniz sektörde size yakın olan oyuncuların kamu ile ilişkiler birimleri gibi ürününüzün pazara girmesinden menfaati olacak birçok kurum veya kuruluş olabilir. Mesajların ilgili muhataplara bu paydaşlar üzerinden aktarılması etkiyi artıracak, bazen açılamayan kapıları açacaktır. Mesela, değişiklik talebiniz başka sektörlerdeki oyunculara da menfaat sağlayacaksa, ilgili TOBB sektör meclisleri üzerinden mesajlarınızı iletmeyi, tek başınıza devlet dairelerinin kapısını aşındırmaya tercih edebilirsiniz.

En önemli paydaşlarınızdan birinin kullanıcılarınız ve müşterileriniz olduğunu unutmayın. Uber, Airbnb gibi girişimler veya az önce örneğini verdiğim Türkiye’deki ilk özel TV ve radyolar, kullanıcılarını kamudaki karar alıcılar üzerinde baskı unsuru olarak kullanmışlardı. Kullanıcıların size yardımcı olabilmesi için, ürününüzün kullanıcı ile çok sık etkileşim içinde olması ve hatta hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olması (ve kullanıcıların korkmaması) gerektiğini unutmayın. Hele yakınlarda seçim varsa, kullanıcıların gücü daha da artabilir.

4. Mesajınızı oluşturun

Muhataplar ve paydaşlar tespit edildikten sonra sıra mesajınızı oluşturmaya gelir. Kamu ile ilişkilerde, girişiminiz ve ürününüzün bir hikayesi olması en kritik unsurdur. Bu hikaye muhatapları ve paydaşları etkilemeli, kamu menfaatini önde tutmalı, bu menfaatin büyümesi için regülasyonlarda değişiklik yapılmasının şart olduğu anlatılmalıdır. Birçok girişimci, oluşturduğu kamusal değer yerine, işinin ne kadar hızlı büyüdüğünü anlatır. Oysa hikayenizi işinizin doğrudan ve varsa müşterisi olan işler yoluyla istihdama katkısı, ithalatı azaltan ihracatı artıran yönü, çevreye olumlu etkileri, kadınların veya az gelişmiş bölgelerin ekonomiye katılımı gibi sosyal etkileri, ulusal güvenlik gibi diğer stratejik politika alanlarına katkınız gibi unsurlar üzerine kurmalısınız. Bir girişimin tek başına başarılı olması kamu nezdinde sempatiyle karşılanabilir, ama kamu politikalarını etkileyecek olan girişim sağladığı kamusal değerdir. Ayrıca, daha önce de dikkat çekildiği gibi, hikayenin mevcut kamu strateji belgelerine ve kamudaki trendlere uyumlu olması gerekir.

Kamu ile iletişim, her iletişim faaliyeti gibi çift yönlüdür. Önemli olan muhataplarınızı dinlemek, anlamak, onların tepkilerine göre mesajınızı dönüştürmek ve bir ortak noktada buluşabilmektir. Katıldığım e-ticaretle ilgili bir yuvarlak masa toplantısında, e-ticaret girişimcileri internet üzerinden tıbbi cihaz satışını engelleyen bir düzenlemeyi değiştirtmek için İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’ndan yetkililere, ülkemizdeki e-ticaret hacminin Avrupa’nın ne kadar gerisinde olduğunu anlatıyorlardı. Kurum yetkilisi ise bu açıklamaya, “Bizim önceliğimiz halk sağlığıdır.” diye cevap verdi. Mesajlarınızı karşınızdakinin önceliğiyle uyumlu olmayan genel tespitler üzerinden verirseniz, başarılı iletişim kuramazsınız. İyi iletişimin temeli empatidir. Dolayısıyla, kamu ile iletişimde mesaj vermek kadar almak, ve alınan mesajlara göre kendi mesajınızı yenilemek son derece önemlidir. Ayrıca, yenilenen mesajların muhataplara tekrarından kaçınılmamalıdır. Birçok durumda, muhatap makamlardaki kişiler değişebilir. Bu değişiklikler bir kayıp değil, daha iyi mesajlar vermek için fırsat olarak görülmelidir. İş modelinin esas parçası olan kamu ile iletişim, dönemsel olarak yapılacak bir çalışma değil yılmadan devam edilmesi gereken bir süreçtir.

Bazı durumlarda, kamu ile iletişimde, taleplerinizin ikincil etkileriyle ilgili inandırıcı çözüm önerilerinizi mesajınızın parçası yapmanız gerekebilir. Mesela, işinizin önünü açacak bir vergi düzenlemesi istiyorsanız ve bu düzenleme sonucunda vergi geliri azalacaksa, alternatif bir gelir kaynağı önermeniz mesajınızı güçlendirir. Eğer önerdiğiniz regülasyon değişikliği sonucu işinizin gelişmesi küçük esnafın işini azaltacaksa, değişiklikten kaybedenlerin geçiş dönemini kolaylaştıracak önlemler önermeniz iyi olur. Her durumda, mevcut geleneksel oyuncuların da size karşı argümanlar getireceklerini, bu argümanlara karşı mesajlar geliştirmeniz gerektiğini unutmayın.

5. Kamu ile ilişkilerden korkmayın ve harekete geçin

Artık harekete geçme zamanı. Tüm işleri yapmak için, farklı aşamalarda çeşitli kuruluşlarla beraber çalışmak gerekebilir. Mesaj geliştirilirken, kamusal faydayı göstermek için araştırma şirketleri ve düşünce kuruluşlarıyla, mevzuat önerirken hukuk bürolarıyla, muhataplara ve paydaşlara ulaşırken bu alanlarda faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlarla danışmanız yerinde olacaktır.

Her zaman bir girişimcinin en önemli mesajı, kendisi hikayesidir. Teknoloji yoluyla yıllardır eski usul çalışan sektörleri değiştirmek ve toplumun faydasını artırmanın zaten “cool” bir mesaj olduğunu unutmayın.

Kamu ile ilişkiler, daha önce bir devlet dairesinin kapısından içeri girmemiş girişimcilere zor, korkutucu ve belirsiz gelebilir. Ama daha önce kimsenin yapmadığı bir işi sıfırdan kurmak da zor, korkutucu ve belirsizdi. En zor işi zaten işinizi kurarak yaptınız. Şimdi, iş modelinin ana unsuru olan regülasyon değişikliklerini sağlamak için çalışmaktan çekinmemeli ve bunu iş planımızın ana parçalarından biri yapmalıyız. Sağlanacak değişikliklerin kendi girişimimiz kadar tüm topluma fayda getireceğini unutmamalıyız.


Not: Bu makale ilk olarak 10.11.2018 tarihinde medium.com web sitesinde yayınlanmıştır.


Diğer Duyurular