Manifesto

Olumlu ve olumsuz taraflarıyla internetin, gelecek kuşakların ayrılmaz bir parçası olacağına inanıyoruz.

Bundan çeyrek asır öncesine kadar kimsenin bilmediği bir iletişim şemsiyesi, zaman ve mekân farkı tanımadan dünyanın her tarafını kapsamış durumda. Daha önceden oluşmuş küçüklü büyüklü her türlü kurumun yerleştirdiği kuralları alt üst ediyor. Endüstriler, haberleşme ve lojistik sistemleri, politik coğrafyalar, eğitim yapıları, şehirleşme gibi aklımıza gelebilecek her türlü süreç ve kurum yeni bir olguyla tanıştı. Artık yaşadığımız ekonomik, toplumsal ve politik olayları bir ucunda internet bağlantısı olmadan düşünemiyoruz.

İnternet öncesi dünyayla sonrası arasında bireysel, kurumsal ve toplumsal tüm katmanlarda farklılıklar oluşuyor. 1989 yılında TCP-IP’nin kamuya açılması ile Yakınçağ veya Endüstri Çağı diye tanımladığımız dönem sona erdi ve endüstri sonrası dönem başladı.

Temel alışkanlıkları tersyüz ederek bu kadar çabuk yerleşiklik kazanan bir olgu, kendi krizlerini de elbette beraberinde getiriyor. Bugün hem yakın çevremizde hem de dünyada, hepimizin huzurunu bozan ve enerjimizi tüketen hadiseleri peşi sıra yaşıyoruz.

Türkiye’de yaşadığımız krizler büyük ölçüde dünyanın her tarafında yaşanan büyük kaymaların bir yansıması. Gelişmeler çok hızlı olduğu için, gerekli davranış değişimleri henüz yeterince gerçekleşmedi. En önemlisi, yeni bir dönemin gerektirdiği yeni toplumsal modeller henüz oluşmadı.

***

Sürekli hızlanan bu değişimle başa çıkabilmek, ancak davranış değişimleriyle mümkün. Kuşaklar arasındaki fark açılıyor ve derinleşiyor. Davranış değişimi kurumlar ve yönetimler için olduğu kadar bireyler için de önemli. Bugünün genç kuşağı, bizler, eskisine göre çok daha büyük bilinmezliklerle karşı karşıyayız. Bizim penceremizden, bu bilinmezliklerin getirdiği güvensizlik içgüdüsel olarak genel huzursuzluğun temel nedenlerinden biri.

Çözüm, geleceğin belirsizliğine hazırlanabilmekten, en başta da geleceği yeni bir bakış açısından değerlendirmeyi mümkün kılacak farklı bir gözlük takmaktan geçiyor. Şayet bu gözlüğü takabilirsek, bilinmezliğin getirdiği huzursuzluk, yerini “yeni”nin heyecanına bırakacak.

Gerekli olan en önemli davranış değişimi, gelişmelerin ve getirdiği kırılımların sürekli olduğunu anlamak ve bu kırılımların alışkın olmadığımız biçimde gittikçe artan bir hızla değişmesine hazırlıklı olabilmek. Dünün doğrusal büyüyen dünyası, bugün üssel hızda artan teknolojinin etkilerini yaşıyor.

Dünyamız şimdiye kadar görülmemiş bir patlama içerisinde. Sanal dünyada pazarlar endüstri ürünlerinin tabi olduğu coğrafi sınırlarla kısıtlanmıyor; inovasyon, fikirlerin birbirleriyle çiftleşmesiyle ortaya çıkıyor. Yeni bir fikir, farklı bir ürünün özelliğiyle birleştirilebilirse bundan yeni bir ürün çıkabiliyor.

Yeni ürünler gibi değişimler de fikirlerin çiftleşmesinden ortaya çıkıyor. Zaman ve mekân sınırı tanımayan bu patlamaya bizler, yeni nesil nasıl hazırlanmalı? Elbette ki her birey, bu sorunun cevabını kendi dağarcığındaki bilgi, deneyim ve yetkinlik seti ile verebilmeli. Fakat bu çatının sunduğu üç temel yetkinliğin, olmazsa olmaz olduğuna inanıyoruz.

Esneklik (Flexibility)

Geleceğe hazırlanmak açısından gerekli en temel davranış değişimi, esnek olmayı becerebilmek; sunulanı olduğu gibi kabul etmemek ve sorgulamayı öğrenmek.

Biz gençler, bir önkoşul olarak kendimizi iyi tanımalıyız; kendi gücünü, kabiliyetlerini ve yetkinliklerini doğru tanımlayanın kendine güveni artar. Bu konuda bir adım geriden başlıyoruz, çünkü maalesef Türkiye’de bireysel güven aşılayan bir kültür ve eğitim yapısından hep uzak olduk.

Sorgulamayı içselleştiren bir kültürümüz de yok. Aradan geçen onca yıla rağmen, anne-babalarımızın okul dönemindeki eğitimle bizlerin eğitimi arasında pek bir şey değişmedi. Buna karşılık, bizler bu eğitimin eşdeğerini geçmişe oranla çok daha düşük bir maliyetle kendi kendimize edinebiliriz. İnternetin katkılarıyla veya internet platformu üstünde eğitim olanakları giderek artıyor. Eğitim ve öğretim artık okulda geçen zamanla sınırlı değil. Öğrenmek yaşam boyunca zorunlu bir hale geliyor.

Her dönemin kuralları ve kurumları kendi paradigmasına göre oluşuyor. Biraz dikkatli bakınca günümüzdeki ekonomik ve sosyal kuralların neredeyse tümünün endüstri döneminde konulduğunu görüyoruz. Hukuki yapı sanayi devrinde baştan sona yenilendi; altyapılar, yerleşim merkezlerinin temelleri son iki yüzyılda atıldı. Ekonomi (iktisat) bir bilim olarak endüstri döneminde şekillendi. Tarım döneminin simgesi imparatorluklardan sonra endüstri dönemi ulus yapısını getirdi; kendi demokratik sistemini üretti.

Beş-altı kuşak boyunca aynı kurallarla yaşayınca, atalardan kalma olduğunu ve değişmeyeceğini düşünmek çok kolay. Oysa farklı bir dönemde yıkılmaz olduğunu varsaydığımız kurallar dizisinde koca koca gedikler açıldığını görüyoruz. Yani esnemezlerse, yıkılıyorlar. Önce esneklik kabiliyeti kazanmalıyız. Esnemeyen, kırılır.

Yakınsama (Convergence)

Yeni dünyayı anlamak için hem eski dünyayı, hem yeni dünyayı, hem de içinde olduğumuz geçiş dönemini anlamak gerekiyor. Dünyada ve teknolojide yakınsama dörtnala gerçekleşiyor: Bir alet aynı anda eskiden on aletin yaptığını yapıyor. Teknolojideki gelişimler sosyal olayları, politikadaki kırılmalar teknolojiyi, platformların kullanım biçimleri seçimleri, seçim sonuçları teknoloji tekellerine uygulanan yasaları hep birlikte etkiliyor. Eski dünyanın kurumlarıyla yeni dünyanın kurumları aynı oyun tahtasında katmanlı, karışık ve sürekli devinen bir etkileşim içinde.

Teknolojik anlamda yakınsama terimini, farklı teknolojilerin işbirliği anlamında kullanabiliriz.

Fakat yeni iş modelleri yalnız dijital dünyada karşımıza çıkmıyor; yeni ve özgün iş modellerinin altında yatan da yalnız teknolojide değil, her alanda yenilikleri takip etmek, birbirleriyle ilişkilendirerek yakınsamayı sağlamak ve tüketiciye bir hizmet olarak sunabilmek.

Hâkim kuşakların geleceğin gereksinimlerini öngörebilmelerine pek olanak olmadığına göre, gençlere kendi yaşamlarını kendi ellerine alabilecek özgüveni kazandırmamız gerekiyor. Farklı bir gözlük de, bu özgüvene temel olacak yetkinlikleri vaat ediyor. İkinci olmazsa olmazımız: Yakınsama.

Tıpkı bizler gibi, kanıksanmış endüstriler de değişimden paylarını alıyor. 2015 yılı Dünya Ekonomik Forumu toplantısında “4. Sanayi Devrimi” kavramı oldukça popüler oldu. “4. Sanayi Devrimi”, farklılaşmayı yalnız üretim tesisi boyutunda değil genellikle üretim şekli açısından değerlendiriyor. Rekabetteki değişim çok belirgin olarak göze çarpıyor.

Eski ve iyi yönetilemeyen şirketlerin batmasına, yerini yenilerinin almasına zaten alışığız. Ancak gelişmeler bunun çok ötesine geçiyor. Hayatımızı şekillendiren küçüklü büyüklü her türlü yapının değişime, yakınsamaya ihtiyacı var. Yönetişim şekilleri ve sosyo-politik yapılar da bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor, hatta kavramlar birbirine karışıyor. Endüstri döneminde şekillenmiş kurumların, bugünün ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını görüyoruz. Ne eğitim, ne de hukuk sistemleri geleceğin beklentilerini karşılayamıyor.

Endüstri dönemi kurumlarında açılan gediklerin kapanması için inovasyonun özel şirketlerin dışına, toplumun diğer kurumlarına ve diğer yapılara da kayması gerekiyor. İşte toplumsal kurumların ve düşünce yapılarının da tıpkı iş modelleri gibi yakınsaması ihtiyacı, tam da burada başlıyor.

Endüstrileşme döneminin yol açtığı hızlı şehirleşmenin sonucunda gelişen okulların temel amacı, gençlere yeterli yetkinliklerin kazandırılması ve üretim sürecine katılmalarının sağlanmasıydı. Okullarda genç dimağlar, iktidarların uzun dönemli çıkarları doğrultusunda şekillendirilebilecekti, bu da okul sisteminin iyice yerleşiklik kazanmasını sağladı.

Bugün okul çağına giren gençlerin ise, geçmişin ezberci anlayışından uzak, bambaşka yetkinliklerle yetişmesi gerekiyor. Gittikçe hızlanan gelişmeler çerçevesinde yirmi yıl sonrasını planlamanın neredeyse olanaksız olduğu bir zamanda, gençlere kendi yollarını kendileri çizebilecek yetkinliğin verilebilmesinin, önümüzdeki dönemin eğitim stratejilerinin en önemli öğesi olduğuna inanıyoruz. İyiye yakınsamazsak, yıkılırız.

Ağ Yapısı (Network Topology)

Olmazsa olmaz bir başka davranış değişimiyse merkezinde bulunduğumuz ağın aktif bir parçası haline gelmek. Bugün tüm dünyayı kapsayan iletişim ağının içinde kimse ama hiç kimse değer yaratmak için kendi kendine yeterli değil.

Bugünün ve geleceğin insanı kendi aklı, bedeni ve yetkinlikleriyle, parçası olduğu iletişim ağıyla bir paket. Bir insanın bilgi ve ilişki ağı ne kadar geniş, çeşitli ve yoğun olursa başarı şansı o kadar yüksek. Geleceğin dünyası, ortak aklı en iyi kullanabilenlerin başarılı olacağı bir ortam. Ortak aklı bulabilen ve nasıl katkı vereceğini-alacağını bilenin başarı şansı fazla.

Ortak akıl arayışı coğrafya sınırlarını da aşıyor, bu nedenle nerede ne yapıldığını sorgulamak ve takip etmek çok önemli. İnsanların bilgiye ve diğer insanlara nasıl ulaşabileceklerini öğrenmesi de yine bir eğitim süreci gerektiriyor. Eğitim sürecinin de en önemli parçası, biz gençlerin kendileri gibi dünyayı da tanımaları ve her köşesinde kendileri gibi gelecekle başa çıkmaya çalışan milyonlarca genç olduğunu bilmeleri.

Birbirine giderek daha çok bağlanan coğrafyalar arasında artan bilgi trafiği; mal, hizmet, finans ve insan trafiğini de üssel biçimde çoğaltıyor.

Bilgi dolaşımı arttıkça mal, hizmet, finans ve insan trafiği de artacak. Küreselleşme bu beş unsurun bir arada olmasını, bir paket olarak alınmasını gerektiriyor. Özellikle uzun dönemde aralarından birini seçme hakkımız olacağına inanmıyoruz. Tutucu güçler karşı koysa da tarih boyunca küreselleşme böyle devam etti, bundan sonra da edecek; trafik artıkça küreselleşme de artacak. Ağlarımıza tutunmak ve genişletmenin vazgeçilmez bir ihtiyaç haline geleceğine inanıyoruz.

Kurumlar eskiyor ve hayatımızın derinliklerine işlemiş sistemlerdeki çatlaklar artan bir hızla büyüyor. Teknolojik değişimler tarihin hiçbir aşamasında bu kadar hızlı ve etkin bir şekilde tabana yayılmadı ve derinliklerine işlemedi.

Üssel gelişme bilmediğimiz, hatta düşünemediğimiz karanlık taraflara da gebe ve günlük haber bombardımanı bizi gittikçe yükselen bu karanlık tarafla tanıştırıyor. Artan terörizm, ayrılıkçı hareketlerin yoğunlaşması, politik aşırılıklar, suçların teknolojiyle tanışması, kısa bir süre öncesine kadar hiç bilmediğimiz bilgisayar korsanlığı, kişisel bilgilerin çalınması gibi hemen yanı başımıza gelmiş haberlerle huzursuzluğumuz bir kat daha tetikleniyor.

***

1989’da göle internet diye bir çakıl taşı atıldı ve ilk etkisi, teknolojinin uç noktalarında gezinen akademik dünyada yaşandı. İkinci halkayı girişimciler oluşturdu. Bunu finans dünyasındaki değişim takip etti. Küreselleşmenin etkisiyle ekonomi bir sonraki halka oldu ve sonunda siyasete sıçradı. 2010’lu yılların ikinci yarısına girdiğimizde siyasetin bilinmezlikleri tüm dünyayı sarmalamaya başladı.

Sırada toplumsal bilinmezlikler var. Bunların üstesinden gelebilmek için, sağlam bir iskelete oturan, bütünsel bir bakış açısına hepimizin ihtiyacı var. Henüz ergenlik döneminde olduğuna inandığımız internetin getirdiği ve dünyanın hemen her yerinde yaşanan sorunlara yönelik çözüm modelleri geliştirilmesine katkıda bulunacak bir çerçeve sunuyoruz.

Kendi çevremizde cereyan eden sorunlar mavi kürede yaşanan sorunların bir yansıması ve bu bütün dünya için böyle. Bizim sorunumuz herkesin sorunu olduğu gibi, dış dünyanın sorunları da bize ait. Bütünden soyutlanan bir çözüm, ileride şekil değiştirmiş başka bir sorun olarak karşımıza çıkabilir.

Çözüm, geçmişin dogmalarına takılı kalmaktan kurtulup geleceğe hazırlanmaya odaklanmalı. Yeni döneme uyum sağlayabilmek ancak yeni paradigmanın olmazsa olmaz üç yetkinliğini ve onların karanlık taraftaki izdüşümlerini anlayabilmek ile mümkün. Yeni bir dünyanın bilinmeyen geleceğinin sorunlarını yapıcı bir şekilde çözmeye çalışmak herkesin görevi olduğu gibi, geleceğe karşı borçlarımızı da ancak bu şekilde ödeyebiliriz.

İnanmış bir kalp çoğunluktur. Güzel ve yalnız ülkemizin yarınını, yeni dünyanın cephesi olan teknoloji girişimciliği belirleyecek.

Başlangıç Noktası’nda üssel gelişen fikirleri kullanarak bireyin gücünü katlayabilir, hayalinize ortak olacak farklı disiplinlerden insanlarla tanışabilirsiniz.

Kalp düzelmeden kalıbın düzelmeyeceğine inanıyoruz. Yıkıcı teknolojileri insanlığın faydasına sürdürülebilir iş modelleri kurmak için kullanan girişimci ruhlu insanlarla bir araya gelin; endüstri sonrası dünyanın davranış değişikliklerini anlayıp, "ulaşılmaz" denilene ulaşan, uluslararası bilgi ve insan ağından faydalanan bu platformun bir parçası olun.

İyi lider yalnızca hayal kurup, çevresindekileri kurduğu hayale inandırabilen değil, kolektif bir hayalin peşinden gidebilendir. Mevcut modellere yeni bakış açıları ekleme, yeni modeller geliştirme ve farklı gözlüklerden entelektüellerle fikirleri çarpıştırma olanağı bulacağınız bir dünyaya hazır mısınız?

BİZ BAŞLIYORUZ.