Etik

Sosyal Medya Algılarımız ile Oynarken

“Bilgisayarların ‘hacklendiği’ bir çağda yaşadığımızı duymuşsunuzdur ama bu gerçeğin olsa olsa küçük bir kısmı. Aslında insanların “hacklendiği” bir çağda yaşıyoruz.” Yuval Noah Harari

İnternetten sonra en büyük iletişim devrimi olarak lanse edilen sosyal medya ile bireylerin fikirlerini dünyaya duyurabildikleri ve geçmişin krallarında bulunmayan bir gücün artık tüm kullanıcılara ait olduğu düşüncesi yaygın olarak ifade ediliyordu. Klasik medya artık insanların ihtiyaçlarına ve beklentilerine cevap veremiyordu. Bilginin yayılma hızına ve gücüne uygun bir çözüm gerekliydi ve internet çağında çözümün sosyal medyada olduğuna inandık.

Sosyal medya platformlarına sözleşmelerini okumadan katılanlar arttıkça ağlar daha verimli hale gelmeye başladı. Bireyler, gün ışığı içine çeken kara delikler gibi beslenen bu sonsuz karanlığı beslemeye başladılar. Üstelik bu faaliyetleri için herhangi bir kazanç sağlamadılar. Biraz merak ve biraz da internet dünyasının parçası olmak için yaptılar bunu.

Klasik medyanın yerini alacağı söylenen sosyal medya ise klasik medyanın uzantısı olduğu, aynı yolları kullandığı ve asıl amacının insanların algıları ile oynamak, kişisel verilere sahip olmak ve tüketim alışkanlıklarını etkilemek olduğu çok geçmeden ortaya çıktı. Sosyal medya kendi ünlülerini yarattı, kendi zenginlerini ortaya çıkarttı ve kendi belirlediği yaşam tarzını bireylere sunmaya başladı. Sonunda ise ortalama bir dünya vatandaşı yaratmak amacına gün be gün yaklaşılıyor. Bireylerin artık özel zevkleri yerine ortalama olan ile yetinmeyi seçen sosyal medya insanlarına dönüştüler.

Günümüze geldiğimizde ise bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde sosyal medya çok sevildi. Günlük ortalama 2 saat 48 dakikamız sosyal medya için kullanılıyoruz. Yani aslında 365 günün 45 günü sosyal medya kullanarak geçiyor. Yıllık sosyal medya kullanım süresinin 200 kitaba karşılık geldiği yaklaşık olarak hesaplanan bir sayı. Oysa konu kitap okumaya geldiğinde ortalama günlük 7 dakikalık bir kitap okuma süresine sahibiz.

İnsanlık olarak zamanlı kullanma yetkinliğimizi yitirdiğimiz doğru ama gerçeklik duygumuzu da yitirdik. Sosyal medyada ABD Başkanı Donald Trump’ın öldüğü söylentisi çıktı ve ülkemizde bu dedikodu bir anda sosyal medya ağlarında ilk sıraya kadar çıktı. Sadece söylenti ve dedikoduya dayalı bir haber hemen hemen bütün sosyal medya kullanıcılarına ulaşmayı başardı. Bu algı yönetimi ise sadece ülkemiz ile sınırlı değildir. The Shed (Kulübe) isimli gerçek olmayan ve sosyal medya deneyi yapmak için Oobah Butler tarafından Tripadvisor’da açılan bir restoranın ve bu restoranın İngiltere’nin en yüksek puanlı restoranı haline geldiği bir dönem yaşanıyor.

Bireylerin en önemli ve kıt kaynaklarından birisi olan zamanlarını çalan sosyal medya artık onların gerçekliği ile oynayabilir hale geldi. Kişisel verilerin önemi burada ortaya çıkıyor, bütün verilerimizi sorgusuz ve herhangi bir kısıtlama olmadan teslim ettiğimiz için şu an artık algılarımızla oynayan ve gerçeklik anlayışımızı tehdit eden algoritmalar ile karşı karşıyayız. Sürekli kişisel veriler ile beslenen ve teknolojisi devamlı güçlenen bu algoritmalar yakın zamanda gerçeklik duygumuzu tamamen kontrol edebildiklerinde, özgür iradeden bahsetmemiz mümkün olacak mı?

Prof. Dr. Erol Taymaz tarafından hazırlanan Tüsiad Dijital Teknolojiler ve Ekonomik Büyüme Raporu oldukça kapsamlı ve değerli içerikler sunuyor. Dikkat çeken noktaların en önemlisi internet üzerinden eğitimde ve iş aramada sonuncu olduğumuz. Günde toplamda 7 saat internet kullandığımız halde bu süreyi doğru kullanamıyoruz. Onun yerine dikkatimizi sosyal medyanın bitmeyen akışına kaptırıyoruz. Bu da demek oluyor ki interneti ve sosyal medyayı doğru kullanmayı henüz öğrenemedik ve yetkinliklerimizi geliştirmek adına da gerekli aksiyonları almıyoruz.

Sosyal medya günümüzün bir realitesidir. Tekten çoka iletişim ise çoğulcu ve çok modern bir iletişim yönetimi olduğunu kesinlikle doğrudur fakat sosyal medya bireylere bu modern iletişimi sunarken, bireylerin dikkatlerine, algılarına, özgürlüklerine ve zamanlarına taliptir. Bunların hepsi insanlar için kıt ve kilit kaynaklardır. İnsan bu kaynakları yetkinliklikleriyle birleştirerek kendi özgür iradelerini kurgularlar. Eski medya düzeni yıkılırken ve sosyal medya ile beraber daha özgürlükçü ve daha çok bireylerin kontrolünde bir medya düzeni beklentisi şu an için gerçeklikten uzak. Sosyal medyanın sahipleri eski medya sahiplerinden farksız durumdalar. Bireylerin sosyal medya konusunda artan zaafları ve yayılan bilginin doğruluğuna kayıtsız şartsız inanmaları büyük bir problem iken diğer taraftan algılarını ve beklentilerini sosyal medyaya uygun hale getirmeleri ise sosyal medyanın gücünü gösteriyor.

Dijital çağ ile beraber bireylerin kendilerini keşfederek ve yetkinliklerini doğru tanımlayarak yeni döneme kendilerini sürekli adapte etmeleri gerekmekte. Değişim ve dönüşümün bu kadar güçlü olduğu bir zamanda bireylerin zamanı ve dikkatlerini doğru yönetmeyi öğrenmeleri, algı ve gerçeklik kavramlarını algoritmalara etmemeleri gerekmektedir.

“Özgürlük kavramı ortadan kaldırıldıktan sonra ‘özgürlük köleliktir’ diye bir slogan kalabilir mi? Düşünce ortamı tümden farklı olacak. Aslına bakarsan, bugün anladığımız anlamda bir düşünce olmayacak. Bağlılık, düşünmeme demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.” George Orwell

İlginizi çekebilir
EtikHukukKamu

Siber Güvenlik ve Dijital Okuryazarlık

EtikHukukYapay Zeka

Gelecekte Var Olması Hayal Edilen Yapay Zekânın Türk Hukuku’na Entegre Edilmesi Sorunsalının İncelemesi

Etik

Hukuk ve Teknoloji: Collingridge İkilemi

Etik

Organik İnsan mı Mutant İnsan mı?

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir