Üssel Gelişim

Başkasının Gerçekliğinin Dayanılmaz Hafifliği

“Yazma, öğrenenlerin ruhlarında unutkanlık yaratacaktır, çünkü dış yazılı karakterlere güvenecekler ve bu yüzden kendi hafızalarını kullanmayacaklar ve kendi bilgilerini hatırlamayacaklar.” Socrates.

Teknolojinin getirdiği yaratıcı yıkım ile oluşan etik ve toplumsal endişeler yeni bir mevzu değil. Nasıl ki büyük filozof Socrates, zamanın en yaratıcı yıkımı olan yazma teknolojisinin olumsuz taraflarına dikkati çektiyse, şu anda da binlerce etkin Linkedin profili sahibi, blogger, AR, VR, AI, IoT’nin getireceği toplumsal yozlaşma, yıkım, etik problemler için bas bas bağırıyorlar. Teknolojinin üstel gelişiminin ve toplumun farklı katmanlarında yarattığı dönüşümün önüne geçemeyeceğimiz için, proaktif düşünüp teknolojiyi, kendi yaratacağı yıkımı şimdiden öngörüp sınırlarını belirlemek için kullanmak ve uygun etik ve regülatif düzenlemeleri bugünden hazırlamak alınabilecek en mantıklı aksiyon gibi gözüküyor.

Geçtiğimiz hafta Dijital Türkiye Platformu (DTP)’nun Avrupa’nın dijital dönüşüm yaklaşımını ve PwC Türkiye ile birlikte hazırlanan “Dijitalleşme Yolunda Türkiye” raporunu iş dünyası, üniversiteler, STK’lar ve kamu kuruluşlarına lanse ettiği, Digital Europe’un Genel Direktörü Cecilia Bonefeld-Dahl da konuşmacı olarak katıldığı Eczacıbaşı Holding’teki toplantıya katılma şansı yakaladım. Bonefeld konuşmasında, Digital Europe platformunun, hali hazırda dijital teknolojinin Avrupa toplumu üzerindeki olumlu etkisini en üst düzeye çıkaran, geleceğe dönük regülatif düzenlemelerin en büyük savunucularından biri olduğunu vurguladı. Siber güvenlik, yapay zeka, bağlı yaşam, veri güvenliği, dijital yetkinlikler gibi birçok dikeyde neler yaptıklarından, dijitalleşme, teknoloji üretme ve inovasyon yarışında Amerika ve regülasyona çok takılmayan Çin’in gerisinde kalan Avrupa’yı tekrar öne geçirmek için büyük kurumsal şirketleri, üniversiteleri ve hükümetleri hangi yöntemlerle uyarmaya, hızlandırmaya, aksiyon almaya teşvik ettiklerini anlattı. Bu çift kanatlı uğraş, bir kanatta teknolojik yarışta geri kalmadan, diğer kanatta da tutucu Avrupa toplumlarındaki ağır regülasyon filtresinden bu dönüşümü yönetmek, kolay bir iş olmasa gerek.

İki kanattan biri güçsüz olduğunda denge bozulacaksa, iki taraf için de derinliğine araştırmalar yapılmalı, teşvikler verilmeli ve regülasyon altyapısı oluşturulmalı. Her ne kadar kulağa çok makul gelse de, şu an sahadaki uygulama bundan çok uzakta. Teknoloji üstel olarak gelişirken, getireceği yıkıma karşı alınan önlemler, toplumun gelişim eğrisi gibi lineer seyrediyor. Açılan pergel birçok etik probleme gebe. Pokémon Go fenomeniyle tüm toplumun gündemine giren ve çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan Sanal Gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR), bu kapsamda en çok tartışılan teknolojilerden olsa gerek; gün geçmiyor ki bir uzman bu teknolojilerin getireceği çöküşten bahsetmesin. Arttırılmış gerçekliğin teknolojinin geleceğinde büyük bir rol oynayacağına inkar edilemez. Pokémon Go buzdağının görünen tarafı, endüstriyel, eğitim alanında, psikolojik tedavi, sağlık ve zindeliği artıran faydalarıyla oyun oynamaktan çok daha fazla kullanım alanı bulunuyor. Bu yazıda AR ve VR teknolojilerinin yarattığı etik tartışmalardan bahsetmeyi hedefliyorum.

Sanal gerçeklik (VR) ile artırılmış gerçeklik (AR) arasındaki farkı vurgulayarak başlayalım. VR, kullanıcının yeni bir dünyada tamamen, en tipik olarak VR gözlüğü ve kulaklıklarıyla ilişkili olduğu bir ortam sağlar. AR’da ise kullanıcılar hala yüz yüze etkileşime girebilir, gerçek dünyaya erişebilir ancak siber-fiziksel yöntemlerle gerçek dünyaya yerleştirilen dijital bilgilerle de etkileşime girebilirler. Google Glass, bir AR cihazı örneği, Oculus Rift ise, VR kaskına bir örnektir. İki teknoloji birbiri ile organik olarak bağlıdır ve ‘sözde’ karma gerçeklik şeklinde birleşirler.

“Sanal gerçeklik bir zamanlar bilim kurgu rüyasıydı. Ancak internet de bir zamanlar bir rüyaydı ve bilgisayarlarla akıllı telefonlar da. Gelecek geliyor…” Mark Zuckerberg.

Mark’ın ellerini ovuşturarak uyardığı gibi, gelecek geliyor, belki de düşündüğümüzden daha hızlı şekilde. BBC geçenlerde yayınladığı bir raporda artırılmış gerçeklik (AR) pazarının 2024 yılına kadar 122 milyar £ (162 milyar $) olabileceğini bildirdi. Pokémon GO’nun kaçınılmaz başarısını takiben, Apple ve Google’ın geliştirici kitlerini piyasaya sürmesi, artık gerçek ve sanal dünyaların harmanının geleceğimizin yadsınamaz bir parçası olacağını gösteriyor. Gözüken o ki gerçekliğin farklı yorumlarına sadece Magic Leap ve Microsoft’un Hololens’i gibi VR kaskları ile değil, çok yakın gelecekte AR-etkin kontak lensler veya optik sinirlerimizi bypass edecek beyin implantları ile bir sıçrama yaşayarak erişebileceğiz.

Meta AR gözlüklerinin kurucusu Meron Gribetz’in TED konuşmasında çizdiği gelecek resmi doğru ise AR teknolojisi bizim dikkatimizi dağıtmaktan ziyade, işte, okulda, sosyal ilişkilerimizde verimliliği onlarca kat artıracak bir araç olacak. Teknoloji ile makineleşen ve yalnızlaşan insanı, bu bireyselleşme girdabından kurtaracak şey dijital bir aracı üzerinden birlikte duyumlamayı, öğrenmeyi teşvik eden AR’nın ta kendisi mi?

AR ve VR’nin insanlık için getireceği faydaların yanında; geliştiriciler, araştırmacılar ve pazarlamacıların bu teknolojileri geliştirme ve uygulama konusunda çok sayıda etik değer tartışması bulunuyor. Yüz tanıma ve anonimlik, zihinsel ve sosyal yan etkiler, gerçekçi olmayan beklentiler, gerçeklik çarpıtması ve manipülasyon gibi birçok endişe, regülasyon koyucuları teknoloji etiği araştırmacılarını da şimdiden tetiklemiş gibi.

Bilgisayar bilimciliğinden etik araştırmacılığına evrilmiş iki akademisyen; Missouri State Üniversitesi’nden Keith Miller. Louis ve Ohio’daki Miami Üniversitesi’nden Bo Brinkman, gerçek dünyadaki pop-up’lara olanak tanıyan bu teknolojinin sorunlu sonuçları hakkında ciddi bir şekilde bizleri uyarıyor. Her araştırmacı da Pokémon Go’yu akıllı telefonların AR teknolojisini çok geriden takip etmesi dolayısı ile küçümsüyor. AR ve VR’daki son teknolojilerin büyük yatırım gerektiren endüstriyel ve askeri uygulamalarda kullanıldığına dikkat çekiyorlar.

Miller diyor ki: “En önemli soru şu ki, bu artırılmış ve bükülmüş gerçekliği kim kontrol edecek?’’. Yani milyonlarca insan kimin gerçekliğini yaşayacak, kimin etik değerleri çerçevesinde çizilmiş bir gerçeklik? Miller ekliyor: “Birisinin dünyasını ele geçirmek büyük bir sorumluluk – insanları manipüle edebilirsiniz. Onları dürtebilirsiniz, yönlendirebilirsiniz, yönetebilirsiniz.”

Şimdilik, bu sorun, AR/VR pazarının doymamasının ötürü büyük ölçüde tartışılmıyor. Google Glass bombalandıktan sonra bu alana henüz kayda değer bir oyuncu girmedi. Fakat Miller uyarıyor: uzun sürmeyecek – belki birkaç yıl içinde AR ve VR’ı her yerde görmesek bile yaygın olarak kullanılmaya başlandığına şahit olacağız. Artırılmış gerçeklik, inşaat sektöründeki uygulamalarının ötesinde, hastalar için maruz kalma terapisine bir alternatif, doktorların hasta üzerinde bir prosedür uygulamadan önce cerrahi manevraları simule etme yolu ve tüketicilerin daha iyi kararlar alma aracı olarak kullandığı bir araç olarak kullanılmaya başlandı. Ne dersiniz, 10 yıl içinde akıllı telefonlar tarihe karışacak ve VR/AR kaskları olmazsa olmaz hale mi gelecek?

Hem Brinkman hem de Miller, artırılmış gerçekliğin geleceğinde gördüğümüz en acil sorunlardan birini, bu teknolojinin insanların fantezileri ve başkalarının gerçeklikleri arasındaki çizgiyi bulanıklaştırma gücünü vermesi olarak görüyor. Araştırmacılar Batya Friedman ve Peter Kahn’ın New Directions: A Value-Sensitive Design Approach to Augmented Reality: makalelerinde yazdıkları gibi  “Artırılmış gerçeklik, kullanıcının gerçek dünya ile bu dünyanın duyumsal artırılması arasındaki farkı söyleyemeyeceği bir sistem yaratmaya çalışır. Yine de,  AR lensinden dünyayı izledikten sonra bir anda teknoloji kapatıldığında, birçok kullanıcı neyin “gerçek” olduğunu ve neyin “artırılmış hesaplamanın” sonucu olduğunu bilmek isteyecektir. TV haber muhabiri Bosna’daki silahlı ateşin önünde gerçekten duruyor muydu? Yoksa haber muhabiri artırılmış bir fonda sessiz bir stüdyoda mıydı?”

Bu, gerçek dünyamızın ve o dünyaya ilişkin algımızın birbirinden çok farklı olabileceği anlamına gelir. Şu an bile, sosyal medya üzerinden yönlendirmeler ve bilgi dejenarasyonu ile politik seçimler kazanılıp kaybedilebiliyor. Şirketler ve gruplar için yanlış bilgilendirmek ve aldatmak, gerçeği farklı şekillerde evirmek, bükmek ve artırmak için birçok ticari ve politik neden var. AR/VR teknolojisi çok daha yaygınlaştığında ve bükülmüş gerçeklik, sade gerçeklikten ayrılamaz hale geldiğinde büyük politik güçlerin, bu teknolojiye hükmeden kurumların neler yapabileceğini hayalimiz dahi almıyor.

International Association for Computing and Philosophy Annual Meeting, 2017’de sunduğu ‘’Artırılmış Gerçeklik, Artırılmış Etik: Belirli Bir Fiziksel Mekanı Artırma Hakkı Kimde?’’ isimli makalesinde Ohio Northern Üniversitesi Erica Neely kamu alanı ve özel alan ayrımını vurgulayarak konuya farklı bir gözlükten bakıyor:

”Günün sonunda, belirli bir fiziksel alanı kimin arttırabileceği sorusu karmaşıktır. Hem fiziksel hem de sanal mülkiyete ilişkin ahlaki iddia ve talepleri kabul etmemize rağmen, bu talepleri her durumda artırılmış gerçekliğe uyarlamanın açık bir yolu yoktur. Bu biraz da AR teknolojisinin nasıl çalışacağının henüz belli olmamasından kaynaklı. Özellikle, artırma işlemlerine farklı uygulamalar yoluyla erişilip erişilmeyeceği veya kullanıcıların hangi artırmaları deneyimledikleri konusunda seçeneklere sahip olup olamayacakları açık değildir.’’

Verge makalesinde Mark Farid isimli bir Amerikalının VR kaskı ile 28 gün boyunca bir başkasının hayatını yaşaması deneyi anlatılıyor. Bir ay boyunca, günün 24 saati başkasının hayatının içinde olmak, onun gözüyle dünyayı görmek, o yemek yiyince yemek, uyuyunca uyumak… Düşünsenize, başkasının gözünden geçirdiğiniz bir ayın sonunda onun hatıraları, onun hayat görüşü, onun davranışları artık sizinkilerle iç içe geçmiş olacak. Dış gürültünün, uyarıcıların giderek arttığı dünyamızda elimizde tek kalan, içimize döndüğümüzde bize huzur veren kendi gerçekliğimiz, hayallerimiz, ideallerimiz, bakış açımızdı. Görünen o ki, gerekli etik ve regülatif tartışmalar şimdiden yapılıp önlemler alınmazsa, çok da fazla süre kendi gerçekliğimize sahip olamayacağız, başkasının çizdiği gerçekliğin hafifliğinde hayatımızı sürüp gideceğiz.

Referanslar:

https://becominghuman.ai/six-ethical-problems-for-augmented-reality-6a8dad27122

https://qz.com/1383621/vr-and-ar-will-expand-the-limits-of-human-perception/

https://www.insightssuccess.com/ethical-challenges-of-virtual-and-augmented-reality/

https://www.researchgate.net/publication/317630293_Augmented_Reality_Augmented_Ethics_Who_Has_the_Right_to_Augment_a_Particular_Physical_Space

https://www.inverse.com/article/21706-augmented-reality-technology-ethics-advertising

https://venturebeat.com/2018/01/04/10-ethical-concerns-that-will-shape-the-vr-industry/

https://www.theverge.com/2014/11/18/7235895/seeing-i-artist-to-spend-a-month-in-virtual-reality

İlginizi çekebilir
Üssel Gelişim

Yoksa ExO yeni Start up mı?

Üssel Gelişim

Üssel Gelişim Rüzgarı CES 2019’da Esti

Üssel Gelişim

Deniz Suyu Arıtımımın Geleceği ‘Yenilenebilir’

Üssel Gelişim

GDPR ve Teknoloji Girişimleri: Kısa Vadeli Etkiler

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.