Etik

George Soros Felsefesi ve Onun Ölümcül Kusuru

George Soros sahip olduğu açık toplum ideali ve küreselleşme yandaşlığı nedeniyle bugün radikal sağ ve alternatif sağın en büyük hedeflerinden biri haline gelmiştir. Ciddi bir düşünür olan Soros, egemen devletlerden oluşmayan kozmopolit bir dünya düzeni arzulamaktadır. Bu idealler bugün sağ ideolojinin ‘’nativist’’ yani yerelci siyasetine zıt düşmektedir.

Macaristan asıllı olan Soros ve ailesi Nazi işgalini atlatmış, George komünist rejimin baskıcılığına tahammül edemeyip İngiltere’de London School of Economics’de üniversite eğitimini tamamlamış ve orada tanıdığı “Açık Toplum ve Düşmanları” kitabının yazarı Karl Popper’den etkilenmiş, kendi düşünce sistematiğini de bu şekilde kurmuştur. Holokost’tan kurtulmuş bir birey olarak, Karl Popper ile olan ilişkisi totaliter yönetimlere karşı mücadele etmenin önemini ona göştermiş, parlak bir ortak gelecek yaratabilmek için açık toplum idealinin en elle tutulabilir seçenek olduğuna onu inandırmıştır. İlerleyen zamanlarda, finans piyasalarında kendi kurduğu Quantum adlı “hedge fund” sayesinde kazandığı paralarla bu model doğrultusunda açık toplum idealini gerçekleştirecek projelere eğildi. Tarihin önde gelen filantroplarından birisi oldu. Soros bu ideallerin gerçekleştirebilmesi ve uygulanabilmesi için hala çalışmaya devam etmektedir ve bu doğrultuda birçok proje hayata geçirmiştir.

George Soros yazmış olduğu kitaplarda küresel bir açık toplumun nasıl kurulabileceğiyle ilgilenmiş, bunun önündeki engellerle nasıl baş edilebileceğini düşünmüştür. Düşüncesinde temelde en fazla tepki gören unsur açık toplumlara sahip bir dünyanın özünde enternasyonalist olması gerektiğini savunmasıdır.

Bu noktada Soros’un gördüğü tepki küreselleşme ve nativism çarpışması olarak ele alınabilir. Bu çatışmanın en bariz örneği Soros’un Macaristan’da nesiller boyunca açık toplum idealini temsil edecek bireyler yetiştirmek amacıyla kurmuş olduğu Central European University’nin, yine zamanında kendi de desteklemiş olduğu Orban tarafından saldırıya uğramasıdır. Bu çatışma sadece iki birey arasındaki çatışma değildir, aynı zamanda kimlik siyaseti üzerine kurulmuş olan otoriter yönetimin, dünyademokrasisini her geçen gün daha da artan bir şekilde nasıl tehdit ettiği ile ilgilidir.

Yine Soros’un kurmuş olduğu Open Society Foundation (Açık Toplum Vakfı), Avrupa’ya göçmen sokma projesi olarak anılmaktadır. Soros’un hatası bu noktada belirginleşmektedir; irade ve düşünceye fazla anlam yükleyerek bunların beraber dünyayı değiştirmeye yetebileceğine inanmıştır, fakat sistemin özünde yatan bir gerçeği de göz ardı etmiştir; kapitalizmin mantığı ve kapitalistlerin kendi dar, maddi çıkarlarını her zaman ön planda tutmaları demokrasinin ve açık toplum idealinin önündeki asıl sorundur. Gerçi kendisi de, denetlenmeyen bir küresel kapitalizmin yarattığı eşitsizlikler nedeniyle insanları “çaresizlikten kaynaklanan eylemlere`” itebileceğini bunun da küresel sistemin sürdürülebilirliğine zarar vereceğini yazmıştır.

Sistemin özündeki sorun kapitalizmin yarattığı eşitsizlikten doğmaktadır ve sermaye bu kadar konsantre bir hale gelmiş iken, eğitim ve açık düşünce ilkeleri teoride işe yarar gibi görünse bile pratikte geçerli olamıyorlar. Kapitalizmin yarattığı eşitsizlikler Soros gibi bu denli büyük servetlere sahip şahısların uluslararası denetim yapan kurumları kabul etmemesi ve elitlerin, siyasetçiler ile ilişkileri sayesinde özellikle Amerika gibi ülkelerde sermayenin konsantrasyonunu devam ettirebilmek için yasaları serbestleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda Amerikan sermayesinin dışarıya olan düşmanlığını da bir veri olarak ele almamız gerekmektedir. Bu mesele ne yazık ki Soros’un düşündüğü gibi irade ile çözülebilecek bir mesele değildir, sistemiktir.

Soros’un ömrü boyunca düşünmüş olduğu özgür ve açık bir toplumun ancak kapitalist bir sistem içerisinde var olabileceği fikri özellikle Donald Trump’ın seçilmesinden sonra geçerliliğini azımsanmayacak bir derecede yitirmiştir. Kapitalizm, kapitalistlerin dar bakışlı çıkarcılığı sebebiyle sadece sermaye meselesi olmaktan çıkarak şimdiye kadar hâkim olduğunu ileri sürdüğümüz kapitalist demokratik sisteme zarar vermeye başlamıştır. Dünya genelinde popülist söylemler üzerinden bu değişimin nasıl bir hızla yayılmakta olduğunu görmekteyiz. Bulunduğumuz yerden bakınca elimizde kalanlar kapitalizmin demokrasiyi boğma noktasına geldiği, bir adamın hayal kırıklığı ve demokratik kapitalizmin ancak devlet regülasyonu ile mümkün olduğudur.

 

*Bu yazının orijinali, 6 Temmuz 2018 tarihinde The Guardian gazetesinde yayınlanmıştır.

İlginizi çekebilir
EtikHukukKamu

Siber Güvenlik ve Dijital Okuryazarlık

EtikHukukYapay Zeka

Gelecekte Var Olması Hayal Edilen Yapay Zekânın Türk Hukuku’na Entegre Edilmesi Sorunsalının İncelemesi

Etik

Hukuk ve Teknoloji: Collingridge İkilemi

Etik

Organik İnsan mı Mutant İnsan mı?

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.