Geleceğin YetkinlikleriGenelToplum

Kendi Tasarımında Geleceğin İnsanı

Geleceğin teknoloji yoğun iş dünyasına ilişkin çok sayıda gri alan ve bilinmezlik var. Bu bilinmezliklerin bizi en çok tedirgin eden yanlarından biri de bu dünyaya adapte olabilme kapasitemiz. Yeni nesil teknolojilerin altyapılarını ve detaylarını anlamak bir yana, zaman zaman baş döndürücü hızda seyreden gelişmeleri takip etmekte bile zorlanıyoruz. Zira her yeni gün bir önceki gün edindiğimiz bilgileri geçersiz kılıyor. Öte yandan, eğer bu yönde bir arzunuz varsa, bu yeni dünyaya adapte olabilmek için hangi yetkinliklere ihtiyaç duyulacağını tahmin edebiliyoruz. Bu yetkinliklerin ilki, içi biraz boşaltılmış bir kavram gibi duran ancak geleceğin dünyasındaki pozisyonunuzun temel belirleyicisi olacak olan yaşam boyu öğrenme.

İlk aşamada kulağa bir yetkinlikten ziyade bir temenni gibi gelen bu kavram, her şeyin akıl almaz hızlarla ilerlediği bir dünyada sabit durmanız durumunda geriye gideceğiniz anlamına geliyor. Hem de büyük bir hızla… 2020 sonu itibari ile dijital evrenin ürettiği verinin 44 zettabyte’a ulaşacağı tahmin ediliyor. 1000 üzeri 7 byte’ı ifade eden zettabyte bugüne kadar sık kullandığımız bir birim değildi, ancak bundan sonra sürekli karşımıza çıkacak. Zira bugün, insanlık tarihi boyunca üretilen veriyi bir yıldan daha az sürede üretmeye başladık. Bu verileri işlediğimizde bilgiye dönüştürüyoruz ve doğal olarak bugün bildiklerimiz yarın anlamını yitiriyor. Böyle bir ortamda, her ne işle ve hangi pozisyonda ilgileniyor olursanız olun, bugünden yarına kaybettiklerinizi yerine koyma isteğiniz, yarın nerede duracağınızın belirleyicisi oluyor.

Bu kabulden hareketle geleceğin iş dünyasında sahip olmamız gereken beceri setlerine baktığımızda ise 3 temel beceri grubu öne çıkıyor:

  • Sosyal beceriler yani kişilerarası ilişki becerileri,
  • Üst düzey bilişsel beceriler ve
  • Sistemsellik becerileri.

Sosyal beceriler koordinasyon, ekip yönetimi, öğrenme ve öğretme becerisi, duygusal zeka, duygusal çeviklik ve sosyal anlayış gibi becerileri içeriyor. Sosyal anlayış, diğer insanların sosyal ilişkiler ve olaylar içindeki durumunu algılayabilmek ile ilintili. Aslında bu açıdan yine çok önemli bir beceri olan duygusal zeka ile bağlantılı. Son yıllarda özellikle liderlik alanında yapılan çalışmalar EQ yani duygusal zekanın iş hayatında en az IQ kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Ünlü akademisyen psikolog David Goleman duygusal zekanın önemini şöyle vurgulamış: “Etkili liderlerin çok önemli bir ortak özelliği var: Hepsi duygusal zekası yüksek bireyler. IQ ve teknik beceriler elbette önemli. Fakat bunlar yönetici pozisyonları için artık ancak giriş seviyesi gereksinimlerdir.” Dolayısı ile iyi bir hayat ve yükselen bir kariyer grafiği için duygusal zeka oldukça önemli bir beceri.

Bunun dışında sosyal beceriler altında değerlendirilen diğer konular ise psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi alanlarda bilgi sahibi olmak. Özetle önce kendimizi sonra da başkalarını anlayabilmek geleceğin dünyasında daha da önemli hale geliyor.

Üst düzey bilişsel beceriler orijinal fikirler üretebilme, fikir akışkanlığı ve aktif öğrenme gibi becerileri içeriyor. Aktif öğrenme yeni öğrenilen bir bilginin bugün ya da gelecekte bir sorunu çözmede nasıl işe yarayabileceğini düşünebilmek anlamına geliyor. Fikir akışkanlığı ise biraz sıra dışı bir beceri… Bir konuda fikrin kalitesi ya da doğruluğundan bağımsız olarak çok sayıda fikir üretebilmeyi ifade ediyor. Yaratıcılık ile de yakından bağlantılı. İyi haber ise şu: IQ’nun aksine ve EQ’ya benzer şekilde bu beceriler de üzerinde çalışılarak geliştirilebiliyor.

Sistemsellik becerileri ise sosyo-teknik sistemler arasındaki bağlantıları ve ağları fark edebilme ve çözümleyebilme becerisi olarak nitelendiriliyor. Sosyo-teknik sistemleri makine ya da algoritma ile insanın birlikte çalıştığı sistemler olarak tanımlayabiliriz. Örneğin insan-bilgisayar birlikteliği de mikro düzeyde bir sosyo-teknik sistem ve bu sistemin efektif bir biçimde çalışabilmesinden sorumlu meslekler de var. Son yıllarda sıkça duyduğumuz kullanıcı deneyimi uzmanı ve insan-makine etkileşimi tasarımcısı gibi… Bu meslekleri icra edebilmek için sistemsellik becerilerine sahip olmak gerekiyor. Hem çalışan hem de tüketici gözünden bakarak, makineyle birlikte çalışmak ya da iş yapmak nasıl bir deneyim? Bu deneyim insan açısından nasıl daha iyi hale getirilebilir? Ve tabii aynı zamanda şirketler için nasıl daha verimli sonuçlar doğurabilir? Bunlar bugüne kadar üzerinde pek durmadığımız sorular ancak özellikle pandemi süreci sonrasında önemini yoğun bir biçimde hissedebiliyoruz.

Teknik beceriler ise geleceğin iş dünyasında varsayılan olarak kabul ediliyor. Yani bir alanda derinlemesine bilgi ve beceri sahibi olmanız zaten bekleniyor, ancak bu yeterli değil. Harika bir yazılım uzmanı olabilirsiniz; ancak tasarım bakış açısına da sahip olursanız bütün gününü sizin ürettiğiniz yazılımla geçiren insanların hayatlarını kolaylaştırabilirsiniz. Aylardır uzaktan çalışan ekibinizle ilişkilerinizde duygusal zekanızı ortaya koyarsanız daha yüksek motivasyonla, verimle ve mutlulukla çalışan bir ekibe sahip olabilirsiniz. Dolayısı ile ana uzmanlık alanımız olmasa da, bahsettiğimiz becerileri edinmek son derece önemli. Tüm bu beceri alanlarında kendimizi geliştirmek zorunda olmamız zaman zaman omuzlarımıza fazlaca yük yüklendiğini düşündürebiliyor. Ancak modern insanın sürekli ilerleme ve kalkınma şiarıyla çıktığı yolda geldiğimiz nokta, bunun aksini şimdilik olanaklı kılmıyor.

Bu yazı alıntıdır.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
ToplumVeri

Uzmanlar Veri Mahremiyetini Tartıştı…

Dijital KimlikToplum

Çok Konuşulan Şehirler

ToplumYeşil Dönüşüm

Yeşil Mutabakat Enflasyonu Artırır Mı?

İklim DeğişikliğiToplum

İklim Değişikliği ve Şehirler

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir