EtikHukukKamu

Politik Doğruculuk Üzerine Bir Tartışma

Bundan tam 18 yıl önce, 5 Mayıs 1991’de, Başkan George HW Bush Michigan Üniversitesi’nin mezuniyetinde 8 bin 300 mezun ve 55 bin katılımcıya konuşma yapmak üzere sahneye çıkar. O anda 67 yaşında olan ve Körfez savaşını yönetmekte olan baba Bush konuşmasının ortasında şu ifadelere yer verir:

“Ne kadar ironiktir ki 1689 Haklar Bildirgesinin 200. yıldönümünde konuşma özgürlüğümüze saldırılmaktadır. Politik doğruculuk ilkesi ülkenin dört bir yanında tartışmalara sebebiyet olmaktadır. Doğru davranmayı savunan savaşçılar kendilerince yarattıkları Orwell’ci biçimde çeşitlilikleri korumak adına çeşitlilikleri ezmektedir. Bu durum üniversite kampüslerinde zorbalığa, sansüre ve baskıya sebep olmaktadır. Politik doğruculuk savaşçıları vatandaşlarımızın birbirlerine ırk ve sınıf bazlı düşmanlıklar geliştirmelerine sebep olmaktadır.”

Tarihsel olarak bakıldığında politik doğruculuk kavramı ilk olarak 1930’larda Amerikan Komünist Partisi tüzüğünün içerisinde yer alıyor. “Bir durum karşısında ABD Komünist Partisi üyelerinin alması gereken doğru pozisyon” olarak tanımlanan terim 1960’lar Amerika’sında sivil hak mücadelesi veren solcular arasında popülerleşiyor. 1970’lerde azınlıklar, kadınlar ve homoseksüellerin haklarının genişletilmesi için çalışan sosyal adalet savunucuları, kullanılan dilin değişmesi adına politik doğruculuk prensibini benimsiyor. 1980’lerde Amerikan üniversitelerinin demografisinin değişmesiyle aktivistler kampüslerde “Politik Doğruculuk ve Gurur” etkinlikleri düzenleniyor. Terim 1990’da Newsweek, New York Magazine ve Wall Street Journal gibi yayın kuruluşlarının metinlerine girmeye başlıyor. Amerika’daki bütün gazete ve dergilerin veri tabanında bulunan ProQuest aramalarına bakıldığında, 1990’lardan önce politik doğruculuk teriminin hiç kullanılmadığı görülür. 1990’da 7 bin kez yazılan bu terim, 1991’de 2 bin 500 ve 1992’de 2 bin 800 kez kullanılır. Çoğu zaman George Orwell’in 1984 distopyasındaki “düşünce polisleri”ne benzetilen politik doğruculuk savunucularının üniversite kampüslerinde ‘Genç Naziler’, ‘Stalinciler’ ve ‘özcü Hristiyanlara’ karşı savaş açtıkları haberleri medyada büyük yer tutar.  Politik doğruculuk ve ifade özgürlüğünün tezat oluşturduğu tartışmalarıysa sosyal medya kanallarıyla her sesin duyulmaya başlandığı 2010’lerden sonraya tekabül eder.

Günümüzün popülist politikacılar tarafından politik doğruculuk, üstünlük taslamak ve belli konuları konuşulamaz kılmak için solcular tarafından kullanılan bir politik strateji olarak gösteriliyor. Bunun nedeni olarak da de sol kesimin hoşgörü ve saygı kurallarının “doğal savunucusu” hissetmeleri olduğunu savunuyorlar. Elbette, toplumsal bütünleşme ve farklılıklara saygı sol kuramda daha fazla yer kaplıyor. Fakat politik doğruculuğun, nihai hedef olan “farklı olanı incitmemeye” ne kadar katkıda bulunduğu da halen tartışma konusu. En çok da akademide tartışılan bu konuda herkesin farklı analizleri var. Örneğin, Kanadalı bilişsel psikolog Steven Pinker, doğrudan fiziksel zarara sebep olmadığı sürece incitici ve kırıcı ifadelerin ifade özgürlüğü altında değerlendirilmesi gerektiğini ve hiç kimsenin kırılmama/incinmeme gibi bir hakkı olmadığını savunuyor. Hatta tersine Pinker, aşırı politik doğruculuğun bireylerin oto-sansür geliştirmelerine ve düşündükleri şeyleri istedikleri gibi ifade edemediklerinden içlerinde saldırı duygusu beslemelerine sebep olduğunu savunuyor.

Öte yandan, sosyal medya kanalları ve hızlı erişim ağları bireylerin kitleler üzerinde daha kolay etki sahibi olmalarını sağlıyor. Alternatif medya kanalları aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinin kamusal alanda kullandıkları ifadelerin birbirinden ne kadar farklı olduğunu da karşılaştırmalı olarak gözler önüne seriyor. Bu karşılaştırma kimin politik ifadelerin daha çok “doğru” kabul edildiğini de gösteriyor.  Bu yıl yapılan çeşitli kamu araştırmalarına göre Amerikan toplumunun yarısından fazlası politik doğruculuğun ifade özgürlüğünü kısıtladığını söylüyor.

Epistemolojik olarak bakıldığında, dilin ve ifadelerin nasıl değiştiğini ve kullanıldığını incelemek toplumsal güç dengelerinin nasıl şekillendiğini anlamak için verimli bir araştırma alanı kabul edilir. Kariyeri boyunca birçok kez sosyal meseleler hakkında fikrini değiştiren sosyolog Michel Foucault’ın bütün çalışmalarının ortak öğesi de bilginin veya bilgi olarak kabul ettiğimiz şeylerin güçle ilgili olduğudur.

Politik doğruculuğun kökenlerini ve neden bazı kesimlere rahatsızlık verdiğini anlamak için Foucault’un postmodern güç teorisi yardımcı olabilir. Her türlü konunun kolayca politikleştiği günümüzde neyin doğru olarak kabul edildiği de tamamen politik alanda kimin sözünün geçtiğiyle alakalı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu açıdan bakıldığında geçmişte sömürülmüş kesimlerin, sömürgecileri tarafından belirlenen terimlerdense kendilerinin tercih ettiği sözcüklerle anılmak istemeleri son derece anlaşılır. Dildeki bu değişim aslında kimliklerine ve yeni edindikleri toplumsal güce saygı istemek anlamına geliyor.  Bu nedenle politik doğruculuk ve ifade özgürlüğü arasındaki ilişkiyi irdelerken belki de en önemli olan günümüzün güç dengelerine; medyanın kimin ifadelerini geçerli saydığına, kimin politikasının doğruluğunu tartışılmadığına ve kimin özgürlüğü için ayağa kalkıldığına dikkat etmek gerekiyor. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda da günümüzün güç sahiplerinin politik olarak doğru olanı yapmaktansa ekonomik olarak faydalı olanı yapmayı önceliklendirmesi, jenerasyon olarak büyük bir değer kayması yaşamamıza sebep oluyor.

Her şey bir kenara, politik doğruculuğu tartışmak bir gerçeği net olarak görmemizi sağlıyor: politik çıkmazlar ancak aynı fikirde olmayan grupların diyalog kurmasıyla çözülüyor.

Bu nedenle, KonuŞu’da İfade Özgürlüğü ve Politik Doğruculuğun Çatışması tartışmasının özüne inmek için 14 Mayıs Salı günü 19:30 – 21:00 arası Joint Idea Kanyon’da farklı politik görüşten iki siyaset bilimciyi bir araya getiriyoruz. “Seçim Nasıl Kazanılır” kitabıyla politikacılara iletişim önerileri sunan siyasal ve sosyal iletişim uzmanı Şeyda Taluk’la, milliyetçilik üzerine çalışan “Hitlerin Siyasi Vasiyeti” kitabının yazarı siyaset bilimci Sinan Baykent bir araya geliyor. Daha çok örneğini yapmayı hedeflediğimiz bu görüşler arası KonuŞu’ya hepinizi bekliyoruz.

İlginizi çekebilir
EtikYapay Zeka

Gelecekte Var Olması Hayal Edilen Yapay Zekânın Türk Hukuku’na Entegre Edilmesi Sorunsalının İncelemesi

Etik

Hukuk ve Teknoloji: Collingridge İkilemi

BlockchainHukuk

Hukukta Gri Bölgeler İçin Token Uygulaması

Kamu

Lityum ve Doğa

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir