GirişimcilikToplum

Türkiye’de Girişimcilik Ekosisteminin Durumu

İngiltere eski başbakanlarından Winston Churchill’in kriz ortamları için atfedilen meşhur bir sözü var: “İyi bir krizi asla ziyan etmeyin” …

Girişimcilik ekosisteminde de kriz ortamlarının yeni işlere başlamak, farklı iş modelleri ile fark yaratmak adına oldukça ideal ortamlar olduğu vurgusu hep yapılır. “Krizi fırsata çevirmeye bak!..” tavsiyesini hepimiz duymuşuzdur.

Ülkemizdeki girişimciler de, global bir kriz olan Covid-19 salgınını fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Start-up’lara yatırımlarda son dönemlerde önemli oranda artış görülmesi, yatırımcıların da pandemi sürecinde temkinli davranmak yerine yeni iş alanlarına odaklandıklarının bir göstergesi. Ekosistemin hızla büyümesi ve bu alana ilginin artması oldukça umut verici. Türkiye’de girişimler bu yılın 3. çeyreğinde toplam 46 yatırım ile ~ 60,3 milyon dolar yatırım aldı. Bu rakam, bugüne kadar açıklanan 106 yatırım ile 115 milyon dolara ulaştı (startups.watch verilerine göre).

Rakamlarla da somut olarak gördüğümüz üzere son dönemlerde, ülkemizdeki girişimcilik ekosistemi oldukça gelişiyor. Ekosistemin her alanında ciddi bir hareketlilik söz konusu. Sayıları sürekli artan melek yatırımcılar yeni fikirlere yatırım yaparak, bu fikirlerin ticarileşmesini destekliyor. Yatırım fonları ya da risk sermayesi şirketlerinde sürekli artış gözleniyor. Kurumsal şirketlerin de birbiri ardına kendi fonlarını kurmakta olduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Bununla birlikte, yeni girişim ve start-up sayısında da gözle görülür bir artış var.

Ancak, şu da bir gerçek ki her kriz fırsatlar kadar, hatta fırsatlardan daha fazla tehdit de barındırmakta. Bu nedenle, bu büyümenin ne kadar sağlıklı olduğunu da analiz etmek gerekiyor. Şunun farkında olmakta yarar var: Türkiye girişimcilik ekosistemi potansiyeli çok yüksek olmakla ve bölgede hızla gelişmekle birlikte, henüz hala çok erken aşamalarda. Ülkemizin önde gelen melek yatırımcılardan Sn. Hasan Aslanoba’nın ara ara tecrübeleri doğrultusunda yaptığı paylaşımlar, bu sürecin, özellikle kurumsal şirketler tarafından nasıl yanlış yorumlanmakta olduğunu da açık bir şekilde anlatıyor:

Hasan Aslanoba – Uludağ Ekonomi Zirvesi 2018:

Ben, üniversitemin de etkisi ile, girişimcilik ekosistemine çok erken giriş yaptım. Sabancı Üniversitesi’nin kuruluş hedeflerinden biri, girişimci mezunlar yetiştirmek ve bu mezunların istihdam yaratacak yeni işletmeler kurarak, topluma ve ekonomiye fayda sağlamasıydı. Bu doğrultuda, ben de henüz yüksek lisans eğitimime devam ederken, üniversitenin yatırım fonu ile bir şirket kurarak ilk gerçek girişimcilik tecrübemi edindim. 2006’da başladığım bu süreç, çok farklı yapılarda bugünlere kadar uzandı. Bu süreçte, çalıştığım kurumsal firmalarda da girişimcilik ekosistemini desteklemeye çalıştım. Şu anda da özellikle gençleri doğru yönlendirmek adına, pek çok kuluçka merkezinde mentör olarak deneyimlerimi ve tecrübelerimi aktarmaya çalışıyorum.

Bu yazımda, girişimcilik ekosisteminin durumunu kendi perspektifimden paylaşmak istedim. Bence, Türkiye’de girişimcilik kültürünün yeni oluşum evresinde olması en büyük handikaplardan birini oluşturuyor. Silikon Vadisi’ni ziyaretlerim sonrasında paylaştığım yazılarımda hep şuna yer verdim: “Silikon Vadisi, bambaşka bir kültür ve zihniyeti ifade ediyor. Silikon Vadisi’nde bir işin ya da fikrin ele alınışı, tartışılması, işe yaklaşım ve iş yapış şekli çok farklı seviyelerde. Bu farklılığa adapte olabilmek için Silikon Vadisi’nin kültürünü anlamak gerekiyor.

Belli bir tarihsel süreç ve uzun mücadelelerden sonra Silikon Vadisi’nin temelleri atılmış ve bugün Silikon Vadisi bir “yaşam biçimi” halini almış durumda. Silikon Vadisi’ni taklit edilmesi zor yapan temel unsurlar, o kültürün temelinde yer alan fikirler ve ideallerle birlikte sahip olunan insan kaynağı ve sermayenin teknolojiyi üretecek olan insan kaynağına yakınlığı ve bu kaynaklara her türlü desteğin sağlanması. Bu unsurların iyi anlaşılması ve bu sürecin geçmişinin iyi incelenmesi gerekir ki Türkiye’deki şirketler, “Silikon Vadisi şirketi olacağım” diye çıktıkları yolda fazla şoka uğramadan devam edebilsin.” …

Türkiye’de de ekosistem açısından gelişmesi gereken en temel nokta doğru kültürü oluşturabilmek. Girişimcilik kültürünü doğru oluşturabilmek için kendi şirketlerini kurup, büyüten girişimcilerin şirketlerini “exit” edip (satıp), öğrenimleri ve tecrübeleri ile daha büyük projelere başlamaları ya da kendi yatırımlarını gerçekleştirmeleri gerekiyor. Son dönemde tüm Dünya’da ön planda yer alan girişimcilerden Elon Musk buna en iyi örneklerden biri. Musk’ın bugün pek çok farklı endüstriyi “disrupt” (yıkıp) etmesi ve paradigmaları değiştirmesi, ilk start-up’larının ardından PayPal’daki hisselerini de satması ve kendi projelerine yatırım yapıp onları büyütmesi ile başlıyor. Ülkemizin de girişimleri ile başarılı olmuş, başarıya giden yolda pek çok başarısızlık ve hayal kırıklığı yaşamış, yanlış insanlara güvenmiş; kısacası tüm girişimcilik süreçlerini tecrübe etmiş, sıfırdan kurdukları şirketleri büyütmüş insanların yatırımcı olarak baskın olduğu bir ekosisteme ihtiyacı var.

Ancak, ülkemizde gerçek anlamda başarılı start-uplar istediğimiz seviyelere ulaşamadığından, ekosistemde ister istemez kurumsal firmaların ya da bireysel yatırımcıların baskın olduğu ve bu sürecin şirketlerin organik büyümesini, doğru gelişimini etkilediğini gözlemlemekteyiz. Yatırım haberlerini görmek, bu haberlerin sayısının artması tabii ki hepimiz adına umut verici, ancak ben hep şunu iddia ediyorum, bu yatırım haberlerinde yer verilen şirketlerin sürekliliği ne kadar, asıl bunu analiz etmemiz gerekiyor. Yatırım alan şirketlerin büyük bir oranı 12 ay içerisinde yok olmakta. Burada kurucuların da yatırımları nasıl değerlendirmeleri gerektiği konusundaki tecrübe eksiklikleri önemli bir yer tutuyor.

Girişimcilikte çok büyük önemi olan kuluçka merkezleri, üniversite – sanayi iş birlikleri ve melek yatırımcılar ne yazık ki ülkemizde pek işlevsel değil. Melek yatırımcılık bir heves ya da trend olarak ele alınırken, kuluçka merkezlerinin çoğu (özellikle üniversiteler tarafından hayata geçirilenler) gelir üretemediklerinden, belli bir süre sonra ilgiyi kaybediyor.

Şu anda, Türk girişimcilik ekosistemi ne yazık ki “hiyerarşik, artistik ve kurumsal bir yapıda” … Böyle olunca, fikre değer vermekten, kurucu takıma odaklanıp, bu cevherleri geliştirmeye çalışmaktan ziyade, tüm odak genellikle yatırımcıda oluyor. Girişimcilikte önemli nokta, bir şeyler üretenleri, toplum için fayda sağlamaya çalışanları, problem çözmeye odaklananları bulup, onları desteklemek olmalı. Ben de hayallerinin peşinden koşan, uygulamalarını daha iyi hale getirmek için uykusuz geceler boyunca takım olarak çalışan gençlere, küçük tavsiyeler vermekten; bir kahve ikram edip, ofisimi açarak bile destek olmaktan yanayım… Bir sonraki yazımda, kariyerlerini girişimci olarak sürdürmek isteyenlere tavsiyelerime yer vereceğim…

Bu yazı alıntıdır.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
ToplumYatırım

Kitlelerin Gücü Adına!

SosyolojiToplum

250 Bin Dolara Vatandaşlık, Peki Kim Kazanıyor?

GirişimcilikToplum

İnsanların İş Kurmasını Engelleyen 7 Engel ve Bunun Üstesinden Nasıl Gelinir?

Geleceğin İş DünyasıToplum

Ağır Olma, Molla Demesinler

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir