COVID-19Röportaj

Covid-19 Hakkında Sanal Bir Söyleşi

 

Cem Leon Menase:

Cihan öncelikle “virüsten uzak durduğun günler diliyorum” diye başlamak isterdim, ama işin virüslerle. Bu sebeple en azından COVID-19’un laboratuvarınıza istemsiz şekilde girmemesini umuyorum.

Dr. Cihan Taştan:

Güzel temennilerin için çok teşekkür ederim, Cem. COVID-19 laboratuvarımıza girememesine rağmen; endişesi her yere yayıldı. Neyse ki, bir enfeksiyon olarak girmese de insanları tedavi etmek için COVID-19 planları laboratuvarlarda sürekli tartışılıyor.

CLM:

Bu virüsün hem tam olarak ne olduğunu tartışalım hem de bunun teknolojiyle kesişimini konuşalım istiyorum. İlk önce bu virüsü bize en sade haliyle tanıtır mısın? Nedir ve nereden çıktı?

CT:

2019’un sonu ve 2020’nin başlarında, Wuhan, Çin’deki Huanan Deniz Ürünleri Toptan Satış Pazarı ile ilgili olarak çok sayıda insanda yeni koronavirüs enfeksiyonu vakası bildirildi. 7 Ocak 2020’de virüs, yeni bir koronavirüs olarak tanımlandı ve WHO tarafından 2019’daki yeni koronavirüs olan 2019 nCoV (COVID-19) olarak resmen adlandırıldı. 22 Ocak 2020’de toplam 314 onaylanmış vaka bildirildi ve 6 hastanın öldüğü bildirildi. Sırasıyla 13, 16 ve 21 Ocak’ta Tayland, Japonya ve Kore, Çin’den 2019 ‐ nCoV ile bir insan enfeksiyonu tespit ettiğini doğruladı. Son yıllarda dünyanın farklı bölgelerinde periyodik olarak yeni koronavirüsler ortaya çıkıyor. Salgın sırasında 8422 kişiyi enfekte eden ve dünya çapında 916 ölüme neden olduğu bildirilen şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs (SARS ‐ CoV) 2002 yılında meydana geldi. Orta Doğu solunum sendromu koronavirüsü (MERS ‐ CoV) ilk kez 2012 yılında tanımlandı ve toplam 1401 MERS ‐ CoV enfeksiyonu getirdi ve bunların 543’ü (~% 39) öldü. Tüm enfeksiyon vakaları ve son salgınlar, koronavirüslerin beklenmedik bir şekilde ortaya çıktıkça kolayca yayıldığı ve yıkıcı sonuçlara yol açtığı için insanlar ve ekonomi için sürekli bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.

CLM:

Bu virüsün risk grubu nedir? Hangi belirtileri görürsek şüphelenmeliyiz?

CT:

COVID-19, yeni bir virüsün neden olduğu bir solunum hastalığıdır. Semptomlar ateş, öksürük, boğaz ağrısı ve nefes darlığıdır. Virüs insandan insana bulaşabilir, ancak iyi hijyen enfeksiyonu önleyebilir. Yaşlılık, daha az titiz bağışıklık tepkisi nedeniyle akut solunum sıkıntısı sendromu (ARDS) ve ölüm gelişme riski ile ilişkili. COVID-19’lu hastalar öncelikle ateş, kas ağrısı veya halsizlik ve kuru öksürük ile başvururlar. Hastaların çoğunun uygun bir prognoza sahip olduğu düşünülse de, yaşlı hastalar ve kronik hastalıkları olan hastalar daha kötü sonuçlara sahip olabilir. Şiddetli hastalığı olan hastalar, hastalığın başlamasından sonraki 1 hafta içinde ARDS veya organ yetmezliğine hızla ilerleyebilen dispne ve hipoksemi geliştirebiliyor. Mevcut kanıtlara göre, çocukların COVID-19 için yetişkinlerden daha yüksek risk altında olduğu görülmedi. Bazı çocuklar ve bebekler, COVID-19 hastası olmakla birlikte, yetişkinler bugüne kadar bilinen vakaların çoğunu oluşturmaktadır. COVID-19’u doğrulanmış çocuklar genellikle hafif semptomlarla başvurmuştur. Çocuklarda bildirilen semptomlar ateş, burun akıntısı ve öksürük gibi soğuk algınlığı semptomlarını içeriyor.

CLM:

Sizin bu virüsle ilgili çalışmalarınız var mıdır? Bu konuda Türkiye’de yapılan araştırmalar ne boyutta?

CT:

Bizim çalışmalarımız hakkında henüz bir bilgi vermem mümkün değil. Ancak TUBİTAK ve TÜSEB önderliğinde COVID-19’a karşı aşı, ilaç ve farklı tedavi yöntemleri geliştirilmesi amacıyla proje çağrılarına çıkıldı. Çok hızlı bir şekilde projelerin değerlendirilip; desteklerin verileceğini düşünüyorum. COVID-19 pandemik bir salgın. Normal şartlarda devam eden proje değerlendirilme süreçleri bir yıla kadar sürebiliyor. Ancak bu salgın için önerilen projelerin ivedi bir şekilde hayata geçirilmesi tarzında ortak bir kanı bulunuyor. Yine de dünyadaki tedavi çalışmalarının en erken tabiriyle bir yılı bulabileceği söyleniyor. Bu durumda, ne kadar çok bilim insanı ve laboratuvarın projeleri desteklenirse o kadar iyi olacak. Belki tümü projelerinde başarılı olsa bile dünyanın ihtiyacı olan tedavi oranına ancak kafi gelebilecek.

CLM:

Bu virüsün herhangi bir aşısı veya tedavisi yok diye biliyoruz. Peki, bir virüse karşı bir aşı veya ilaç bulunduğunda testleri ortalama ne kadar sürüyor? Koronavirüs için ne zaman iyi bir haber beklemeliyiz?

CT:

Tüm aşılar aynı temel prensibe göre çalışır. Patojenin bir kısmını veya tamamını insanın bağışıklık sistemine, genellikle enjeksiyon şeklinde ve düşük dozda, bağışıklık sistemini patojene karşı antikor üretmeye teşvik etmek için sunarlar. Antikorlar, bir kez ortaya çıkan, kişinin virüse doğal formunda maruz kalması durumunda hızlı bir şekilde tekrar harekete geçirilebilen bir tür bağışıklık hafızasıdır. Çin Askeri Tıp Bilimleri Akademisi’ndeki araştırmacıların, bu hafta başlayarak potansiyel bir koronavirüs (Covid-19) aşısının erken aşama klinik çalışmalarını başlatma onayı aldıkları bildirildi. Çin klinik araştırma veri tabanına göre, insanlarda deneysel aşının güvenliğini değerlendiren bir Faz I denemesi, 16 Mart ve 31 Aralık arasında 108 sağlıklı insanı içine alıyor. Reuters, Çin Askeri Tıp Bilimleri Akademisi ve Hong Kong’da listelenen biyoteknoloji firması CanSino Biologics’in klinik denemeyi gerçekleştireceği bildirdi. Shenzhen Daily, Çin Eğitim Bakanlığı yetkilisi Lei Chaozi’den, grip virüsü tabanlı bir aşının şu anda güvenliği ve etkinliği açısından değerlendirilmek üzere hayvan testleri aşamasında olduğunu söylendi. Önümüzdeki ayın sonuna kadar klinik araştırmaya başvurması planlanıyor. Bakanlık, üniversiteleri, bilimsel araştırma kurumlarını ve ilgili kuruluşları virüse karşı aşı araştırmalarını hızlandırmaya çağırdı. ABD’de yeni koronavirüse (SARS-CoV-2) karşı Moderna’nın mRNA aşısının (mRNA-1273) Faz I çalışması planlanmaya başlandı. Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), araştırmayı kendi yeni araştırma (IND) uygulaması altında yürütüyor. Faz I çalışması, iki doz aşılama programında mRNA-1273 doz seviyelerinin güvenliğini ve immünojenisitesini değerlendirmek için 45 sağlıklı yetişkini içeriyor. Dünya Sağlık Örgütü uzmanları, gelecek yılın ortasına kadar piyasada tam olarak test edilmiş ve onaylanmış bir aşının sunulmasını beklemediklerini söylüyorlar. Odak noktası şu anda virüsün yayılmasını engellemek için önleme ve mücadele yöntemlerini sıkı tutmak.

CLM:

Ağ yapılarında gördüğümüz üssel büyümeyi bu virüsün yayılmasında görüyoruz. Hızla yayılıyor. Bir hasta ortalama kaç kişiye bulaştırıyor? Bu vesileyle sosyal mesafelenme konusuna da değinir misin?

CT:

Çin’in Wuhan kentinde başlayan salgının ilk verilerine hasta olan bir kişi ortalama 1.5-4.5 arasında insana COVID-19 bulaştırabiliyor. Bu durum, SARS, domuz gribi ve sezonluk gribin bulaştırma riskinden büyük. Tabi bunun çok sosyal ve hareketli insanlarla birlikte istisnaları da mevcut. Ancak Kızamık virüsü kapan bir insanın 12-18 arasında insana hastalığı bulaştırabildiği düşünüldüğünde yine de göze yavaş gibi görünebiliyor. Damlacık enfeksiyonu ile yayılan bir hastalık olmasından dolayı, sosyal bir varlık olan insanların bu virüsü bu kadar hızlı yaymasına sebep oluyor. Tokalaşma, ortak alan kullanımı veya yakın mesafede iletişim kurulması gibi sebepler hastalığın hızla yayılmasında en önde gelen sebepler. Bu sebeple sadece sosyal mesafelenme (yani kişilerin birbirinden uzak kalmaya özen göstermesi) değil; aynı zamanda sosyal izolasyon (insanların evlerinde kendilerini kalabalıktan uzak tutması) bu salgının hızının düşürülmesi noktasında çok mühim. Dediğiniz gibi COVID-19 da eksponansiyel bir hızda yayılma artışı gösteriyor. Bazı ülkeler, erken önlem alarak bu kaidenin dışına çıksa da, çoğunlukla birçok ülkede seyreden salgın hızı üssel bir büyüme gösteriyor. Bu sebeple birçok ülke zorunla sosyal izolasyonu yani dışarı çıkma yasağını hayat geçirmeye başladı bile.

CLM:

Bu virüs, benim ağ yapılarında “ani yükselişler” olarak tarif ettiğim özelliği tekrar göstermiş oldu. Yaşadığımız dünya birbirine o kadar bağlantılı bir halde ki, lineer cevap verebilen geleneksel yapılar üssel taleplere cevap vermekte zorlanıyor. Fakat bu genelde hukuki sorunlara, verimsizliğe, siber güvenlik konularına, ekonomik kayıplara yol açıyordu. Bunu ilk defa bu boyutta sağlığımızla test ediyoruz. Bu üssel gelişmeye yine gelişen teknolojilerle cevap vermeliyiz diye düşünüyorum. Örneğin, 3D yazıcılarla solunum cihazları basmak gibi. Senin önerebileceğin başka teknoloji tabanlı çözümler ne olabilir?

CT:

COVID-19 salgını, bence dünyayı hızla milenyum çağına zorlamış durumda. Sadece 4-5 aylık bir salgın olmasına karşın en az 670 bilimsel yayın yayımlanmış ve 120’den fazla klinik deneme başvurusu yapılmış durumda. Bu şimdiye kadar gördüğüm en hızlı bilimsel savaş. Ve kısa zamanda COVID-19’un üstesinden geleceğimizin habercisi. Bilim dünyasında gerçekleşen bu muazzam hız, normal hayatımızda kullandığımız teknolojilere de bir anda çağ atlattı. Artık siparişlerimiz dünyada drone’ler veya otonom araçlarla daha sık getirilmeye başladı bile. Günlük hayatımızda kullandığımız GPS, Güney Kore’de hastalık kapmış insanların olduğu bölgeleri anlık canlı takip edebilecek şekilde sağlıklı insanları uyarmak için kullanılabiliyor.

CLM:

İşin ve eğitimin geleceği konusuna gelelim. Son haftalarda işlerin ve eğitimin sanal dünyaya taşındığını görüyoruz. Bu henüz her işte geçerli olabilecek bir hayat biçimi değil fakat birçok kalıcı alışkanlığı beraberinde getirebileceği açık. Öngördüğün yeni davranış biçimlerimizden örnekler verebilir misin?

CT:

Okullar ve birçok ofis kapalı durumda. Buna rağmen online ders platformları ve ekonferans sistemleri bir anda en önemli ihtiyaç oldu. Home-office çalışma düzeni bütün dünyada kabul gördü (bilhassa işverenler bile bu yöntemi sonunda içselleştirdi). Belki de bu dönem, dijital para sistemlerinin hatta hayat izimiz diye tabir ettiğim her hareketimizin takibini yapabilecek Blockchain teknolojilerinin daha hızlı hayata geçirilmesini sağlayacak. Zaten dünyada sınırların kalktığı küresel bir çağa girmiştik. Ancak COVID-19 gösterdi ki gerçekten yaşayan bir ağacın dalları gibi damardan birbirimize bağlıyız. Bir yanımız hasta olunca bütün dünya acı çekebiliyor. Sınırların kalkacağı ve dünya insanı olacağımız bir başka çağa girdiğimize inanıyorum.

CLM:

Bu aynı zamanda, uluslararası bir rekabet ortamına da bizi sokuyor. Artık California’daki bir doktorla, Tel Aviv’deki bir bilim insanıyla, İsviçre’deki bir psikologla rakip olacağımız bir döneme giriyoruz. Bir yandan da yapay zekâ ve robotik alanındaki gelişmelerle belli iş kollarının yok olacağını tahmin edebiliriz. Ağ yapılarının oluşturduğu bu yeni iş dünyasında verimin artması muhtemel. Fakat gelir eşitsizliğinin de yükseleceğini öngörmek zor değil. Sen kendinden yola çıkarsan, bu yeni pazarda kendini hazır hissediyor musun? Sence nasıl hazır olabiliriz?

CT:

Aslına bakarsanız “hazır” hisseden bir insan hiçbir zaman geleceğe hazırlanamaz. Her geçen gün yeni teknolojiler ve gelişmeler hayatımıza giriyor. Teknolojik aletlerimiz hatta arabalarımız dahi internetten güncellenebilir hale gelirken, bizler dahi her gün kendimizi update etmeliyiz. Aslında sadece güncel gelişmeleri değil; aynı zamanda geleceğin teknolojilerini yakından takip etmeli ve üretkenlik noktasında fikirlerimizi “Disruptive Technologies” yani yıkıcı teknoloji fikirleriyle beslemeliyiz. Geleceğin pazarına hazır olmanın tek yolu, aynı işi yapmak değil; sürekli en yeni projeler üretip bir sonraki adımı planlamaktan geçiyor. Dolayısıyla geleceğe “hazır” olamam; ancak sürekli kendimi güncelliyorum.

CLM:

Açık inovasyon ve paylaşım kültürünün giderek arttığı günlerden geçiyoruz. Şirketler verilerini, kodlarını dışarıya açarak “ortak akıl” çerçevesinde bütüncül bir bakış açısı geliştiriyorlar. Bildiğin gibi biz de Coronathon Türkiye adlı sanal bir hackathon yaptık ve birçok paydaş bir araya geldi. Bu da sosyal problemlerin çözümü için çok kritik. Bunu bu virüsün haritalanması, çözüm geliştirilmesi konularında da gördük. Sence COVID-19 ile daha da hızlanan bu akım paylaşım kültürü açısından neyi temsil ediyor?

CT:

COVID-19, az önce bahsettiğim gibi sınırlarımızı ortadan kaldırdı. Tecrübe ve bilgi birikiminin paylaşılmadan bu dünyada yaşayamayacağımızı en iyi bu felaketle birlikte anlamış olduk. İnsanlar evlerine kapandıkça, bilim insanları laboratuvarlarında geceli gündüzlü tedaviler ve araştırmalar yaptıkça ve doktorlar hastanelerde yaşlı COVID-19 hastalarını hayatta tutmaya çalıştıkça gördük ki, internet ve sosyal medya insanları psikolojik bunalımlardan ve korkudan koruyabiliyor. Bilim insanları kısacık zamanda yayınladıkları yüzlerce makale ile bütün verilerini birbirleriyle hızla paylaşarak en kesin tedavinin kısa zamanda hazır olabileceğine dair umut verdiler. Çinli ve Kübalı doktorlar İtalya gibi salgının ağır seyrettiği yerlere giderek, tecrübelerini paylaşıyorlar. Dünya gerçekten de artık global bir ağ olduğunu anladı. Gelecek için çok umutluyum.

CLM:

Çok teşekkürler… Son olarak, psikolojik olarak çok fazla insan stres ve sıkıntı yaşıyor. Bu insanlara morallerini yükseltecek ne söylemek istersin?

CT:

Keyifli bir söyleşi oldu. Ben teşekkür ederim. Stres ve sıkıntı yaşayan insanlarımıza tavsiyem, artık birbirimizin yüzüne daha çok bakabilecek vaktimiz var. Sevgiyi hatırlayalım. Birlikte mutlu olmayı hatırlayalım. Etrafımdaki insanlar soğukkanlı durduğumu söylerler. Ancak işin açıkçası, siz evlerinizde güvenle kalın, biz laboratuvarlarımızda hastanelerimizde sizin daha sağlıklı olmanız için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Bu bizim insanlığa borcumuz. Sizler ise insanlığımızın devamı için sevgi ve mutluluk tohumlarını evinizde yeşertmeyi ihmal etmeyin. Sağlıcakla kalın.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
Bizden HaberlerCOVID-19Teknoloji

Coronathon Türkiye'den Çıkarımlar

COVID-19Sosyal Medya

Bulaşıcı Hastalıklar ve Sosyal Medya

COVID-19Eğitim

Üniversitelerimiz Korona Hızıyla Dijital Dönüşüme Cevap Verebilecek Mi?

COVID-19Etki Yatırımı

Mars'ı Kuran Çocuklar

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir