İklim Değişikliği

İklim Krizi ile Mücadelede Eylemsizliğin Bedeli: 178 Trilyon Dolar

Yüzyıllar boyunca fosil yakıtlar büyüme ve zenginliğin ana kaynağı olarak görülüyordu. Fakat her geçen gün daha fazla ekonomist kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların yaygın olarak kullanılmasının ekonomik büyümeyi ve yaşam standartlarını aşağı çektiğini belirtiyor.

Deloitte tarafından hazırlanan ve Dünya Ekonomik Forumu’nda yayımlanan rapora göre eğer dünya fosil yakıtlar ve enerji tüketimi konusundaki alışkanlıklarını sürdürmeye devam ederse önümüzdeki elli yılda bu durumun maliyeti 178 trilyon dolar olacak. Kıyaslamak açısından bugün küresel çapta toplam 500 trilyon dolarlık bir servetin bulunduğunu belirtmek gerek. Öte yandan, küresel sera gazı salınımlarını 2050’ye kadar sıfıra düşürmek adına atılacak seri adımlar aynı zaman aralığı içerisinde küresel ekonomiye 43 trilyon dolar katkıda bulunabilir.

Raporda belirtildiği üzere eğer dünya sanayi öncesi dönemlere göre üç derece daha ısınırsa dünyanın her yerindeki ekonomik faaliyetler sekteye uğrayabilir. Dolayısıyla ülkeler inovasyon kapasitelerini veya altyapılarını güçlendirmek yerine iklim krizine bağlı hasarlara yatırım yapmak zorunda kalacakları için ekonomik faaliyetler ciddi ölçüde yavaşlayabilir. Bu bağlamda değişen hava koşulları, deniz seviyelerinin yükselmesi, hastalıkların yayılması gibi iklim krizine bağlı olayların iş gücünün verimliliği, toprak kullanımı, tarımsal verim, altyapı, sağlık ve turizm üzerindeki etkileri refah düzeylerinde ciddi derecede düşüşe neden olabilir.

Raporun yazarlarından biri olan Pradeep Philip’in sözleriyle pek çok ekonomik analiz genel trendlerin büyüme yönünde olacağını hesap ettiği için iklim krizinin neden olduğu ve olacağı değişen koşulları dikkate almıyor.

Rapor, ekonomik tahminlerin ve analizlerin iklimi koruma maliyeti hakkında çarpık bir algı ortaya koyduğuna dair farkındalığın arttığını gösteriyor. 1990’lı yıllardan beri petrol şirketleri başta olmak üzere yasal düzenlemelerden kaçınmak isteyen şirketler, çeşitli ekonomistlere veya kurumlara iklim politikalarının yalnızca maliyetlerine odaklanan çalışmalar yürütmeleri için para aktarıyorlar. Politika yapıcılara ve halka iklim krizine karşı alınacak önlemlerin maliyetlerinin yükünü hissettirmeyi amaçlayan bu çalışmalar, giderek ısınan bir gezegenin getireceği hasarı ve salınımların azalmasıyla iyileşecek insan refahının bu yükü azaltmadaki rolünü görmezden geliyor.

Raporda bahsedildiği üzere eğer değişen iklimin etkileri hesaplanan modellere dahil edilmezse zayıf kararlar, verimsiz risk yönetim stratejileri ve yetersiz kalan eylemler iklim krizi ile mücadele sürecini tehlikeye atacaktır. Buna rağmen iklim krizinin beraberinde getireceği ekonomik, sosyal ve çevresel maliyeti hesaba katmayan bu analizler pek çok politikacının temel argüman ve karar çerçevesi görevini görüyor.

Raporun yazarlarından biri olan Claire Ibrahim’e göre rapor, mevcut durumun kabulü ile gelen eylemsiz kalma dürtüsünün hiçbir maliyete neden olmayacağı inancını çürütüyor. Böylece ekonomiyi referans göstererek iklim krizine karşı eyleme geçme önündeki bahanelerin de temeli sarsılmış oluyor. Bu bahanelerin ve görüşlerin baskın kalmaya devam ettiği durumda Çin, Japonya, Hindistan, Avustralya dahil olmak üzere Asya-Pasifik, Güneydoğu Asya ve Pasifik Adaları’nda bulunan pek çok ülke 2070 yılına kadar 96 trilyon dolar gibi büyük bir yükü sırtlanmak durumunda kalacak. Dahası, bu bölgenin gayrisafi yurtiçi hasılası iklim krizi ve buna bağlı hasarların yaşanmadığı bir senaryoya göre 16 trilyon dolar daha az olacak. Bu rakam ise dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin ekonomisinin değerine oldukça yakın. Bu bağlamda, analizler Avrupa ve ABD’nin daha avantajlı bir konumda olacağını gösteriyor. Yine de analizler Avrupa’nın aynı zaman çerçevesi içerisinde 10 trilyon doların beraberinde 110 milyon iş kaybedeceğini belirtiyor. ABD’nin ise 14,5 trilyon dolar kaybedeceği öngörülüyor. Fakat, Claire Ibrahim’in belirttiği üzere, ülkeler fosil yakıt kullanımından olabildiğince hızlı bir şekilde uzaklaşıp küresel ısınma düzeyini 1,5 derecenin altında tutmayı başarabilirse küresel ekonomiye büyük bir katkı sağlanabilir.

Şirketler, hükümetler, sivil toplum örgütleri ve bireyler arasında iklim krizi ile mücadele edebilecek sürdürülebilir bir ekonomik modele olan ihtiyaç günden güne artıyor. Deloitte tarafından hazırlanan bir anket çalışmasına göre araştırmaya dahil edilen şirket yöneticilerinin %89’u küresel çapta bir iklimsel aciliyet durumu olduğunu kabul ediyor. Yöneticilerin %81’i kişisel anlamda iklim değişiminden etkilendiklerini belirtiyor, %88’i ise acil eylemler ile iklim krizinin en kötü etkilerinin önüne geçebileceği kanısında. Fakat, kriz algısına bağlı eylem hedeflerinin ve planlarının yalnızca raporlar ile sınırlı kalmaması adına sürdürülebilir üretim, dağıtım, tüketim ve kazanç dağılımı modellerinin acilen uygulamaya konması gerek.

Yeni bir ekonomik modele geçiş sürecinde ekonomik faaliyetler geçici süreliğine yavaşlayabilir, fakat uzun vadede ekonomik faydalar başta olmak üzere sosyal ve çevresel alanlarda elde edilecek fayda yavaşlamanın getireceği dezavantajların üstesinden gelebilir. Deloitte bu alanlardaki fayda ve değerin içinde bulunduğumuz on yılda öncelikle Asya Pasifik bölgesinde deneyimleneceğini belirtiyor. Avrupa ve ABD için en geç 2050 yılında bu durumun ortaya çıkacağı tahmin ediliyor.

Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz sistemin temel çıkmazı sosyal ve çevresel sürdürülebilirliğin sürekli büyümeyi hedefleyerek eşitsizliklerin önünü açan bir ekonomik model ile uyumlu olmaması. Bu durumu tersine çevirecek modellerin hayata geçmemesi ihtimalinde artan maliyetlerin sorumluluğu en çok hasar alan grupların üzerine yıkılacak. Her ne kadar bu duruma dair farkındalık artıyor olsa da karar alıcıları ikna etmek ve hızlı bir şekilde harekete geçirmek üstesinden gelinmesi gereken en zorlu mesele.

Bu yazı alıntıdır.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
İhracatİklim DeğişikliğiTicaret

Sınırda Karbon Düzenlemesi ve AB Ticaretine Etkileri

İklim DeğişikliğiToplum

Markaların Sürdürülebilirlik Mesajları Yanlış Kişileri mi Hedefliyor?

İklim DeğişikliğiKüresel Riskler

Gezegenin Kaderi G20’ye Bağlı Ama G20 Doğru Yolda Değil

İklim DeğişikliğiTicaret

Ticaret Anlaşmalarında İklim Değişikliğine Yönelik Hükümler Artıyor

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir