PsikolojiToplum

Işık Deneyi ve Örgütsel Yaşamda Uyma Davranışı

Uyma bireylerin düşünce ve davranışlarını içinde bulundukları toplumun, toplumsal yapının, bir grubun kurallarına, koşullarına uyacak biçimde düzenlemesidir. Uyma davranışı sosyal yaşam için zorunludur. İş hayatında da bireylerin birbiriyle çatışmasız ve uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi için birçok kural geliştirilir. Bu durum aslında insanlığın ortak yaşam alanına geçtiğinden beri devam etmektedir. Sosyal norm olarak adlandırılan bu kurallar çocukluğumuzdan başlayarak yaşam içerisinde gelişir. Böylece bireylerin benzer davranışlarının birçoğu ortak öğrenme sonucu oluşmaktadır. Bu konuyu açıklamak için Bandura’nın sosyal öğrenme kuramını da örnek gösterebiliriz. Bandura’ya göre bireyler sosyal öğrenme yolu ile davranışları pekiştirir ve bu yolla öğrenir.

Bireylerin grup içerisinde uyma davranışını etkileyen bazı faktörler vardır. Bu faktörleri inceleyecek olursak;

Grupta Söz Birliği: Bireyin kendi fikrini savunabilmesi ve gruba uymaması için gruptaki bir kişinin bile gruba uymaması yeterlidir. Buna azınlığın etkisi de denilebilir. ASCH deneyiyle kanıtlanmış olan bu faktör grupta söz birliği ile uyma davranışının paralel olduğunu ispatlamıştır.

Grubun Prestiji: Uyma davranışı gösterilecek kişinin saygınlığı veya statüsü ne kadar yüksekse bireylerin ona uyma davranışı o kadar yükselmektedir.

Grupta İletişim ve Benliğin Kaybedilmesi: Sosyal varlık olan insanların grup içerisinde uyma davranışını etkileyen faktörlerden bir tanesi de iletişimdir. Bireylerin yüz yüze iletişim kurduklarında uyma davranışlarının arttığı görülmüştür. Bazı gruplarda ise grubun gücü bireye kendi benliğinden daha büyük bir şeyin içinde olma hissini verebilmektedir. Bu durum sosyal psikolojide kimlik belirsizliği olarak tanımlanmaktadır. Bu konuyu detaylı bir şekilde açıklayan Amerikalı bir psikolog ve Stanford Üniversitesi’nde fahri profesör Zimbardo ‘hapishane’ deneyinde bazı bireylerden gardiyan olmalarını bazı bireylerden de mahkum olmaları istenmiştirDeneyde günler geçtikçe bazı gardiyan rolündeki denekler kendi kimliklerini unutup gardiyan kimliğine öylesine bürünmüşlerdir ki mahkum rolündeki deneklere karşı saldırgan ve sadistçe davranmışlardır. Bu duruma futboldaki holiganlığı da örnek gösterebiliriz.

Kişisel Etmenler: Birey kendi davranışlarında özgür olmak istediğinden dolayı grup kurallarına uymayı reddederek daha az uyma davranışı gösterebilir.

Kültürel Etmenler Bireyci ve toplulukçu kültürler kıyaslandığında uyma davranışlarındaki farklılıklar göze çarpmaktadır. Japonya, Çin, Kore gibi toplulukçu kültürler bireyin çıkarlarından önce grupların çıkarlarını ön planda tutar ve uyma davranışı daha fazla görülür. Bireyci kültürlerde bireyin çıkarı toplumun çıkarından daha ön planda olduğu için uyma davranışı daha az gözlenmektedir. Örneğin ABD veya Fransa gibi Avrupa ülkeleri bireyci kültüre sahiptirler.

Peki Neden Uyma Davranışı Gösteririz/Göstermeyiz?

Bireylerin uyma davranışı göstermesinde bazı motivasyon kaynakları vardır. Örneğin bireyler sevilmek, takdir edilmek ve kabul görmek isterler. Buna kuralsal sosyal etki denir. Bireyler bu kuralsal sosyal etki için uyma davranışı gösterirler. Böylece toplum tarafından kabul göreceklerine inanırlar. Bireylerin diğer motivasyon kaynağı ise davranışlarına yön verecek bilgi kaynağı olarak başkalarını görmesidir. Buna bilgilendirici sosyal etki denir. Yani başkalarının açık olmayan bir durumu daha iyi yorumladığını düşünmektir. Örneğin Muzafer Sherif’in deneyinde karanlık bir ortamda bir ışık tutularak ışığın kaç santimetre hareket ettiğinin söylenmesi istenmiştir. Aslında ışık hiç hareket ettirilmemiştir. Fakat deneklerden birlikte bir grup kararı vermeleri istenmiştir. Çoğu birey ışığın ne kadar hareket ettiğini hesaplayamamış ve cevap verenlerin kararını tasdiklemiştir. Bu deneyle bireylerin tek başlarına ve grupla iken normlardan etkilenip etkilenmedikleri araştırılmıştır. Deneyin ilk aşamasında, karanlık bir odaya davet edilen bireylere belirli bir mesafedeki sabit ışık noktasına odaklanarak bakmaları ve ışığın kaç santimetre hareket ettiğini tahmin etmeleri istenmiştir. Bu uygulama deneydeki her birey için tekrarlanmıştır. Deneyin hiçbir aşamasında ışığın hareket etmemesine karşın denekler ışığın hareket ettiği mesafe konusunda tahminde bulunmuşlardır.  Deneyin bu ilk aşamasında bireylerin birkaç tekrardan sonra hızlıca bir öznel mesafe aralığı belirleyip sonraki uygulamalarda da bu normun içerisinde yanıt verdiği saptanmıştır. Deneyin ikinci aşamasında norm oluşturmada grup etkisi değerlendirilmiştir.  İkinci aşama iki ayrı grup ile yapılmıştır. İlk gruptaki denekler önce bireysel olarak uygulamaya alınmış ve ışığın hareketi konusunda öznel normlarının kaç santimetre olduğu saptanmıştır, sonrasında öznel normları belirlenmiş deneklerden gruplar oluşturulmuş ve grup içerisinde sesli olarak ışığın ne kadar hareket ettiğini tekrardan belirtmeleri istenmiştir. Böylece grup etkisi ile bireylerin tek başlarına iken oluşturdukları normların etkilenip etkilenmediği araştırılır. Diğer deney grubundaki bireylerin ise önce grupla birlikte bir norm oluşturması istenmiş ve sonrasında bireysel olarak yeniden ışığın hareketi konusunda görüş bildirmeleri söylenmiştir. Bu sayede ilk grupta bireysel olarak oluşturulmuş normun gücü ve grubun bu norm üzerine etkisi, ikinci grupta ise grup içinde gelişmiş bir normun bireysel süreçte sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Deneyde bireysel olarak katılanlar grup olarak tekrar deneye katıldığında kısa bir süre içerisinde öznel referans aralıklarını bırakıp grup normu geliştirmiştir. Grup ile başlayanlar ve ilk normu grup içinde oluşturanlar ise bireysel olarak deneye alındıklarında grup normlarına sadık kalmış ve öznel bir mesafe geliştirmişlerdir. Bu deneyde gösterilen bir başka önemli etkileşim ise grup etkisinin kalıcı olmasıdır. Deneyin verileri bir ay sonra tekrar sınandığında deneklerin bireysel normlarına değil grup olarak oluşturulan mesafeye daha bağlı kaldıkları gösterilmiştir.

1935 senesinde Muzaffer Şerif’in gerçekleştirdiği bu deneyden hareketle şirketlerdeki örgütsel bağlılığı düşünecek olursak kurum içerisinde yaratılan sürekli belirsizlik ortamının tek tek bireyleri hızlıca bir norm oluşturmaya zorladığını söyleyebiliriz. Örgüt içerisindeki grup etkisi de tek tek bireylerin normlarının oluşumunda belirleyicidir. Önce kendi normunu oluşturan çalışanlar grupla bir araya geldiğinde ‘cayma’ denilen olgu oluşabilir. Sosyal psikolojide buna sosyal uyum denilmektedir. Çalışanlar bu sosyal uyum ile birbirini etkileyerek yeni bir norm ve yeni bir standart geliştirebilmektedir. Bu araştırmada öznel gerçeğin yerini sosyal gerçek almaktadır.
Sosyal etki ve uyum ile ilgili diğer araştırma olan ASCH deneyine de mutlaka göz atmanızı öneririm.

YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR;

Muzaffer Şerif, Carolyn W. Şerif (1996) Sosyal Psikolojiye Giriş I-II, Çevirenler: Mustafa Atakay, Aysun Yavuz, Sosyal Yayınlar, İstanbul

ŞERİF, Muzaffer (1985), Toplumsal Kuralların Psikolojisi (Çev. İsmail Sandıkçıoğlu), Alan Yayıncılık, İstanbul.

Bordens, K. S., & Horowitz, I. A. (1995). Social psychology. Mayfield Publishing Company.

Sherif, M. (1936). The psychology of social norms. Harper.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
İklim DeğişikliğiToplum

Markaların Sürdürülebilirlik Mesajları Yanlış Kişileri mi Hedefliyor?

İnovasyonPsikoloji

İnovasyon Tuzakları

İnovasyonToplum

İnovasyona Postmodernist Bir Sos

İnovasyonToplum

Bohemler Olmadan İnovasyon Mümkün Mü?

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir