Yaşamaya Dair

Okinawalılar Neden Dünyanın En Uzun Yaşayan İnsanları?

Bu soruyu Google’da aradığınızda çoğunlukla karşınıza yemek yeme alışkanlıklarını değiştirmenin önemi ile ilgili ahkam kesmeler, sağlıklı yaşam üzerine çok satan kitap özetleri, sıcak havada yaşam güzellemeleri ve deniz suyunun yararı üzerine birkaç kötü yazılmış haber çıkıyor. Fakat bu soru daha derin ve kapsamlı bir analizi hak ediyor.

Soruyu cevaplamadan önce adanın yakın tarihini özetlemekte fayda var. Okinawa adası dünyada sayılı coğrafyanın tabi olduğu bir zulüm döneminden geçmiş. Okinawa II. Dünya Savaşı’nda en fazla insanın öldüğü yerlerden biri. ABD’nin, Pasifik Savaşı’nın son aşamasında çıkarma yaptığı Okinawa, Japon tarihinde en fazla sivilin öldürüldüğü kara parçası. Atom bombası saldırılarından bile daha fazla insanın hayatını kaybettiği Okinawa Savaşı 84 gün sürmüş ve yaklaşık 200 bin adalının ölümü ile sonuçlanmış. Ada, 1972’ye kadar Amerika’nın hakimiyeti altında kalmış ve bu süreçte siyasi baskı ve askeri şiddet hüküm sürmüş. 1972 yılında tekrardan Japonlara devredilen adanın Güney Çin Denizi’ne yakınlığı nedeniyle Amerikalılar, kıyılarında askeri üslerini sürdürmeye devam ediyor.  Japonya’daki Amerikan askerlerinin %75’i (50 bin civarı) hala Okinawa’da bulunuyor.

Ziyaretimiz sırasında adanın orta bölgesi Onna’da bisiklete binerken şiddetli bir patlama sesi duyduk. Çevremizdeki kimse olağan dışı bir tepki göstermedi. Otelimize geri dönüp patlamayı sorduğumuzda ‘Amerikalıların arada askeri tatbikat yaptıklarını’ söylediler. Bizim ziyaretimizden kısa bir zaman önce, 25 Şubat’ta, adada Amerikan askeri üssünün yerinin değiştirilme planına ilişkin yerel referandum düzenlenmişti. Bu Japon tarihindeki ilk ‘evet/hayır’ referandumuymuş ve askeri üssü yoğun nüfuslu Futenma’dan adanın doğusunda yer alan yeşillik alan Henoko’ya taşınmasını oylamaya açıyordu. Referandumdan %70’in üzerinde hayır oyu çıktı. Katılım %50’nin biraz üstündeydi. Japonya Başkanı Şinzo Abe, referandum sonrası yaptığı açıklamada ada halkının askeri üsse karşı olan hissiyatını anladığını ve bu çekinceleri gidermek için gerekeni yapacaklarını belirtti.

Abe’nin partisi LDP’nin (Liberal Demokrat Parti) yerel seçimlerde yarışan adayı ile Onna Halkevi’nde yaptığım kısa görüşmede, partinin Amerika ile yakın ve sıcak ilişkileri desteklediğini ama Okinawalıların kıta Japonya’sından farklı bir tarihselliklerinin olduğunun da reddedilemeyeceğini, bunun için de Halkevi’nde sıklıkla toplantılar düzenleyerek yerel halkın görüşlerini aldıklarını söyledi. Görüşmemizden kısa bir süre önce adanın ortasında yer alan Onna köyünün önde gelen kanaat önderleriyle Halkevi’nde toplantıdan çıkmıştı ve aldığı notları gösterdi.


Resim 1: Onna Köyü’nün çok amaçlı kullanılan Halkevi

Diğer yandan da adada tanıştığımız gençlerin referanduma ve genel olarak Okinawa politikasına olan yaklaşımları son derece mesafeliydi. Gelmeden izlediğimiz Anthony Bourdain’in ‘Bilinmeyen Kısımlar’  belgeselinin Okinawa bölümünden de öğrendiğimiz gibi, adanın yaşlıları son derece aktivist bir ruha sahip. Genelde protestolara yaşlılar katılıyor ve referanduma da onlar ağırlıklı olarak oy kullanmış. Referanduma katılmayanların veya ‘farketmez’ oyu verenlerin büyük bir kısmı gençlermiş. Adanın yaşlıları hem savaşı gördükleri hem de Amerikan hakimiyeti altında yaşadıkları için politik değişimler konusunda seslerini daha fazla yükseltiyorlar. Gençler ise Amerikalıların adaya kattıkları bazı şeylerden memnunlar. Hafta içi öğlen saatlerinde gittiğimiz Okinawa ve Amerikan yemeklerinin enteresan bir sentezi olan ‘taco rice’cılarda yoğunlukla adalı gençleri görüyoruz.


Resim 2: Adalı gençlerin fastfoodu ‘Taco-Rice’


Resim 3: Onna Köyü’nde mercanların bol olduğu bir sahil

Anthony Bourdain’in belgeselinde öğrendiğim diğer bir tarihi gerçek adanın geçmişte sadece Amerika’dan değil Japonya’dan da zulme uğramış olduğu. Adalılar her zaman kendilerini farklı tutukları için Japon İmparatorluğunun tepkisini çekmiş. İmparatorluk, 18.yy’da Okinawa’ya silah ve savunma aracı sokulmasını yasaklamış. Bu nedenle adalılar boş elle dövüş sanatı olan karateyi geliştirmişler.  Zaten Japoncada ‘kara’ boş, ‘te’ ise el anlamına geliyor.

Karate, savaşçılara bedenleri kadar zihinlerini de eğitmelerini öğütlüyor ve çalışmalarında meditasyona yer veriyor. Gezintilerimizde ada halkının büyük bir kısmının zihin eğitimlerini ve meditasyonu hayatlarında uyguladıklarını görüyoruz. Tanıştığımız ya da gözlemleme fırsatı bulduğumuz çoğu Okinawalı son derece cömert, teşekkür etmeyi bilen, aktif yaşayan ve toplumsal değerlerine sahip çıkan bireylerdi.

Niye Okinawalıların dünya genelinden daha uzun ve sağlıklı bir hayat sürdüklerini açıklamaya başlarken ilk değinilmesi gereken olgu ‘hayat’ ve ‘ölüm’ tanımlarının bizden oldukça farklı olduğu. Okinawalılar öldüklerinde diğer aile bireylerinin de içinde olduğu ‘rahim mezarlara’ gömülüyorlar. Bazen bir mezarda 50’ye yakın aynı aileden insan olabiliyor. Ölülerin reenkarne olacağına inanıldığından mezarların rahim şeklinde olmasına dikkat ediliyor. Ölüm bir son değil de başka bir gerçekliğe geçerek dünyadaki hayata verilen bir ara olarak görülüyor.


Resim 4: Seragaki Köyü’nun yakınlarında bir rahim mezar. Önündeki banklarda aile üyeleri ve dostları oturarak zaman geçiriyorlar

Sağ aile mensupları ise her Nisan’da mezarlarda ‘bbq’ ve partiler düzenliyor. Bu bahar ve yaşam kutlamasına ‘shimi’ deniliyor. Ölülerle zaman geçirmenin ve onların mezarlarını ziyaret etmenin, hayatı kutlamak ve daha sonra gelecek deneyimleri karşılamak için önemli bir fırsat olduğu anlaşılıyor.

Okinawa’da erkekler ortalama 80, kadınlar ise 88 yıl yaşıyor. Adada 1500’den fazla da 100 yaş üstü insan bulunuyor. Emeklilik diye bir kavram bulunmuyor. İnsanlar yaşamlarının sonuna kadar aktif olarak hayata katılıyor ve üretiyorlar. Günlerini yaparak geçirdikleri işleri seviyor, ürettikleri şeylerin hayata gelme nedenleri olduğuna inanmak istiyorlar. Yaşamlarına anlam veren aktiviteler ediniyorlar. Bu hayat tarzını batı dünyası ‘ikigai’ olarak özetlemeye çalışıyor fakat bu resmin tamamını göstermiyor. Okinawalılar, anlam veren aktiviteleri seçerken sadece bireysel dünyalarını değil aynı zamanda içinde yaşadıkları topluluğun gerekliliklerini, doğalarının bakım ihtiyacını ve sevdiklerinin dünyalarını da göz önünde bulunduruyor. Bireysellik elbette var ama empati duygusunun getirdiği yardımlaşma, saygı ve özveriye daha çok öncelik verildiğini gözlemliyoruz.

Çoğu Okinawalı tarım ile uğraşıyor. Hem mimaride hem de tarımsal alanda büyük ölçeklerden hoşlanmıyorlar. Hayatın her alanında empatiye dayalı olarak adalet duygusunu geliştirdiklerini görebiliyorsunuz. Bunu size hizmet veren bir çalışanın ortaya koyduğu işe özenmesinden, tarlalarda çalışan insanların bir tek ekine harcadığı zamandan ve siz sözünüzü bitirene kadar sabırla hiç müdahale etmeden dinlemelerinden anlayabiliyorsunuz.  Okinawalıların davranışlarını, ses tonlarını ve yaklaşımlarını ortaya koyarken çok fazla yer kaplamamaya çalıştıklarını fark ediyoruz. Diğer insanları yormamaya çok gayret gösteriyorlar.


Resim 5: Okinawa’nın orta bölgesinde bulunan bir marul tarlası

Huzur bulmak için ise su sesinin ve yaprak hışırtılarının insan sesinden daha fazla duyulduğu yerlere gitmeyi tercih ediyorlar. Adanın kuzeyinde bulunan Bise Köyü’nde yürümek gibi meditatif aktiviteleri sıkça icra ediyorlar. Bise Köyü’nde bulunan 250 senelik Fukugi ağaçlarına gözleri gibi bakıyorlar ve çevrelerindeyken diğer insanların gezintilerini bölmemek için çok ses çıkarmıyorlar. Fukugi ağaçlarının Ryukyu Krallığı zamanında Feng Shui ulusal politikasına göre dikildiğini öğreniyoruz. Feng Shui burada sadece evlerinin içerisini değil aynı zamanda bağ bahçeleri de dekore etmek için esas kabul edilen bir alan kullanımı tarzı.  Fukugi ağaçlıklı yolunun yakınındaki Kami-Asagi Tapınağına’da ise adalılar her Ocak ayında festivaller düzenliyor. O seneki dileklerini tanrılarla ve sesli olarak topluluklarıyla paylaşıyorlar.


Resim 6: Biso Köyü’ndeki Fukugi Ağaçlık Yolu

Ve evet, Okinawalılar son derece sosyal insanlar. Her gün farklı bir tapınakta katılmaları gereken bir etkinlik, halkevlerinde fikir paylaşım alanları var ve aileleriyle görüşmek için fırsatlar yaratıyorlar. Kuzenlerinin diş çıkarma gününün yıl dönümü gibi bizlere saçma gelebilecek özel günler belirleyip bunlar için kutlamalar düzenliyorlar. Gelecek günlerde hep katılmaktan dolayı heyecanlı oldukları bir program bulunuyor.  Örneğin Nakijin-jo Kalesini gezerken sergi alanında daha öne yapılmış halk toplantılarından fotoğrafları gördük. Fotoğraflarda farklı yaş gruplarından insanlar oyunlar oynuyor, kutlamalar yapıyor ve dans ediyorlardı. Sergi alanının bembeyaz duvarında büyük harflerle şöyle yazıyordu:

Nakijin Tarih ve Kültür Merkezinde hedefimiz herkes için eğitimler düzenlemek ve gençlerin öğrendiklerini özgürce uygulayabilecekleri bir alan yaratmaktır. Evrende bir çok çeşit insan, doğa ve yaşayan şey vardır. Çevremizde göremediğimiz dünya mucizeleri de vardır. Bu alanın amacı, her şeye şaşıran ve dünyayı merakla inceleyen gençlik ruhunun kaybolmamasına katkıda bulunmaktır.

Okinawa; Tayland, Çin ve Japonya’nın tam arasında bulunuyor ve hepsinin başkentinden yaklaşık 2 saatlik uçuşlarla ulaşılabiliyor. Yüz on bir irili ufaklı adadan oluşuyor. Tarihsel olarak Ryukyu Krallığı’nın bir devamı olan Okinawa, antropolojik ve kültürel olarak Japonya’dan oldukça farklı.  Endemik bitki örtüsü mirası açısından da Asya’nın en zengin bölgelerinden biri. Bu çeşitlilik yeme alışkanlıklarına da yansıyor. Günlük tükettikleri 206 civarı gıda ürünü bulunuyor. Öte yandan paketli gıda tüketimi son derece düşük seviyelerde.

Adalılar günlük yemek çıkartıyorlar. Tencere yemeklerinden ve gıdaları sonra yemek üzere buzdolabına kaldırmaktan hoşlanmıyorlar. Yemekleri yağ ile tencerede pişirmektense ya buharda pişirmeyi ya da tavada ızgara yapmayı tercih ediyorlar. Örneğin, yumurta ile çırpılmış karşılık sebze ızgara yemeği olan ‘chanpuru’yu oldukça fazla tüketiyorlar.

Okinawalıların günlük diyetlerinde peynir, ekmek ve yağ yok. Ekmek yerine her öğün pilav tüketiyorlar. Ama pilavı yağda pişirmiyorlar, buharda yapıyorlar. Bu nedenle yapıldığından kısa bir süre içine tüketilmesi gerekiyor. Çok farklı ve lezzetli balık seçenekleri var. Balığı da fazla pişirmiyorlar. Her gıdayı besin değerini kaybettirecek işlemlerden geçirmeden, en taze halinde tüketmeye özen gösteriyorlar.

İnsanlığın en eski tutkularından biri dünyada geçirdiği zamanı uzatmak. Bu tutkuyu gerçekleştirmede son derece başarılı olan Okinawalılarda gözlemlediğimiz en belirgin davranış biçimi öldükten sonra olacaklara değil de gündeliklerinde tüketecekleri, üretecekleri ve kutlayacakları şeylere kafa yormaları. Telaşsız yaşam tarzlarını mümkün kılan şey, kaygıyı hayatlarından çıkarmış olmaları. Gelecek kaygısı, yanlış anlaşılma kaygısı, yalnız kalma kaygısı ve belki de en etkili olan ölüm kaygısını yaşamadıkları için gündeliklerine odaklanmaları zor olmuyor.

Gezintilerimizde gözlemlediklerimizi, okuduklarımızı, yediklerimizi ve öğrendiklerimizi birleştirdiğimizde başlıktaki sorunun cevabını şöyle vermenin doğru olduğunu düşünüyorum: Okinawalılar dünyanın en uzun yaşayan insanları çünkü gündelik yaşamları içerisinde tükettikleri, ürettikleri ve değer bahşettikleri şeylere özen gösteriyorlar, bununla birlikte her işlerini kaygısız bir saygı ve öz şefkat çerçevesinde icra ediyorlar. Sevdikleri ile geçirdikleri zamanı harcama olarak görmüyorlar ve harcamalarını zevkten değil ihtiyaçtan yapıyorlar. Hayattan zevk almak içinse doğaya, sevdiklerine ve iç dünyalarına dönüyorlar.

İlginizi çekebilir
Yaşamaya Dair

10 Yılda Ne Değişti?

Yaşamaya Dair

Refik Anadol - Eriyen Hatıralar (Melting Memories) Sergisi

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.