Günümüzü Anlamak

Paylaşım Ekonomisinin Son Aktörü: Ortak Yaşam Modelleri

Son zamanlarda, paylaşım ekonomisi diye adlandırılan konsept giderek yaygınlaşıyor. Söz konusu paylaşım fiziksel objelerin ortaklaşa kullanımının çok daha ötesinde, yaşam, çalışma gibi soyut kavramların da paylaşımını kapsıyor. Ortak çalışma alanları, Über, Lyft gibi ortak ulaşım imkanları, sahibi tarafından müsait yaşam alanlarının kullanılmasına olanak sağlayan Airbnb gibi karma modeller derken, paylaşım ekonomisinin son dönemde giderek yıldızı daha çok parlayan yeni oyuncusu ise ortak yaşam alanları.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre, ofise gitmeden uzaktan çalışanların sayısı giderek artıyor. Birçok sektörde uzaktan çalışma trendinin giderek daha popüler hale geldiği gözlemleniyor. Araştırma neticesi, 2012 verilerine göre ABD’de uzaktan veya bir şekilde çalışma arkadaşlarından farklı bir yerde çalışanların oranı yüzde 39 iken, 2016’da bu rakamın yüzde 43’e çıktığını gösteriyor. Finans, sigortacılık ve gayrimenkul sektörü, uzaktan çalışılan sektörlerin başını çekerken, bu sektörleri inşaat, ulaşım ve perakende takip ediyor.[1] Ortak çalışma alanları bu denli yaygın ve bu alanları dolduracak insanlar da yüzdesel olarak artarken, ortak yaşam alanları, ortak çalışma alanlarını da içinde barındıran daha cazip bir model öneriyor.

Özellikle ortak çalışma alanlarının son derece popüler olduğu büyük şehirlerde, bu alanın nabzını tutan şirketler son dönem yatırımlarını ortak yaşam alanlarını inşa etmek ve tasarlamak üzerine yapıyor. Ortak çalışma ve ortak yaşam olguları giderek birbirine daha da yakınlaşıyor. Bu trendlerin, böylesine bir hızla alışageldiğimiz çalışma ve yaşam modellerini dönüştürmesinin arkasında ise birkaç temel faktör göze çarpıyor: Özellikle 1980 ile 2000 arasında doğan Y kuşağı (millenials) ile kendini gösteren, hayatın mümkün olduğunca esnek, spontane ve pratik olması arzusu; öte yandan pazarın bu arzuyu ekonomik açıdan pek de mümkün kılmayan vaziyeti ve bir yere ait olmaya duyulan müthiş ihtiyaç. Geçmiş nesillere kıyasen biz Y kuşağı çocukları, internet ile birlikte bilgi çağına doğan, teknoloji ile donanan, mülk sahipliğine daha az önem atfeden, yerine deneyimleri yücelten bir güruh olarak büyüdük. Önümüzdeki yıl, küresel iş gücünün yüzde 50’sini, 2030’a geldiğimizde yüzde 75’ini biz Y kuşağı çocuklarının oluşturacağı düşünülürse, bizim kuşağın dinamikleri, arzu ve sorunları birçok pazara yön vermeye muktedir. Özellikle Y kuşağının hayat karşısında sendelediği yukarıdaki unsurlara bakarsak, ortak yaşam alanları, gerçekten de her bir sorunu hedefleyen enfes bir çözüm gibi görünüyor.

Bir diğer perspektiften bakacak olursak, ortak yaşam alanları önümüzdeki dönemde neredeyse yegane şansımız gibi görünebilir. 2030 yılında New York’un 20 milyonluk, Şangay’ın 31 milyonluk ve Tokyo’nun 38 milyonluk nüfusa ulaşması bekleniyor. 2050 yılına geldiğimizde ise, nüfusun yüzde 70’i şehirlerde yaşıyor olacak.[2] Benzer öngörüler, dünya nüfusunun yaklaşık 800 milyonunun toplam 41 şehirde sıkışacağı yönünde. İnsanlar daha iyi yaşam standartlarını elde etmek için çabalarlarken, eş zamanlı şehirler giderek daha da kalabalıklaşacak. Şehir alanları daraldıkça, ev fiyatları artacak ve makul fiyatlı, uygun yerler bulmak imkansız hale gelecek. Beklenen nüfus ve şehirlerdeki yoğunluk artışı bir yana, daha çarpıcı bir örneğe göre, eldeki rakamlar önümüzdeki 35 yıl boyunca her 2 ayda bir New York büyüklüğünde şehirlerin inşa edilmesini gerektiriyor.[3] Malum bu da mümkün değil. Hal böyleyken, ortak yaşam alanları bu ürpertici öngörüler karşısında bir çözüm teşkil edebilir mi?

Artan nüfus yoğunluğu ile Y kuşağının dünyaya bir takım yeni yaşam modellerini dikte eder hali harmanlanınca, yakın gelecekte nasıl yaşayacağımızı sorgulamak ayrı bir uğraş haline geliyor. Ikea’nın gelecek yaşam modellerini araştırmak üzere 2015’te kurulan laboratuvarı SPACE10 tam da bu amaca hizmet ediyor. Alternatif gelecek senaryoları, hızlı şehirleşmeden yalnızlığa uzanan sorunlar ve insanların arzuları üzerinden, ortak yaşam alanlarının değer taşıyan ve sürdürülebilir gelecek modelleri sunmasına çalışılıyor. Ama sanırım en önemlisi, bütün bu araştırmalar ve kendi doğalında dönüşen yaşam dinamikleri neticesinde, alıştığımız normlar temelden değiştirecek gibi görünüyor.

Alıştığımız toplumsal normların değişimi demişken, aklıma Bekir Ağırdır’ın bir söyleşisinde Türkiye toplumu özelinde anlattığı dönüşüm geliyor:

“Bu ülkede son 10 yılda, 2008-2018 arasında “Toplumsal naturada ne değişti?” diye baktığımızda, sadece apartmanlaşma oranının ya da doğalgazla ısınmanın bile iki katına çıktığını görüyoruz. “Doğalgazla ısınma artıyor” demek çok basit gibi gelebilir; ama bu başka bir şeyi üretiyor. Önceden evde tek soba yanarken ve bütün aile o sobanın etrafında otururken, “Dede geldi, baba geldi, ayağını topla kızım, edepli otur evladım” denirken, şimdi herkesin mahrem odaları var. Artık şimdi, “bizim akvaryum”un, yani o beyaz Türklerin en köylü sandığı insanlar bile çocuklarının odasına girerken kapıyı çalmak gerektiğinin farkında. O mahrem duygusunun ürettiği bireyselleşme başka bir şey. Ya da apartmana geçmek. Apartmana geçtiğin zaman mutfak değişiyor. Yer sofrası masaya çıkıyor. Bunu, kadının zihin dünyasında, Türkiye’nin kadın meselesindeki hangi dinamikleri harekete geçirdiğine inanamazsın. Bu ülkede son 10 yılda basit gibi görünen o kadar büyük değişimler var ki. O zaman da insanlar şöyle bir şey yapıyor: Kendi hayatlarıyla ortak hayatı olabildiğince ayırıyor. Ortak hayatta bütün dertler, korkular, kutuplaşmalar, ezberler var. Ama bireysel hayatlarında da umutlar, çabalar ve kadere teslim olmadan daha iyi bir hayata ulaşma arzuları var.”[4]

Bekir Ağırdır’ın tespitleri, ortak yaşam alanlarının ortaya çıkmasının altında yatan sosyolojik nedenler ile aslında hiç de çelişmiyor. Evvela bahis, lineer değil, dairesel bir yaşam döngüsünden başlıyor. Döngü kelimesi zaten başlı başına dairesel bir formu çağrıştırıyor. Şimdiye kadar baskın gelen tüketim modelinin -ki bu mutlak suretle lineerdir-, artık topluma geri veren, ortak değerler yaratan, yaşamın müşterekliğinin rahatının ayrımına varan daha dairesel bir forma dönüşmesi gerekiyor.

Günümüz teknolojik, sosyolojik ve ideolojik dinamikleri arasında, karşılıkları artık değişen, mülksüzlük, mekansızlık, sınırsızlık, esneklik, hareket kabiliyeti gibi kavramlar, özgürlük ve bireysellik anlayışını karşılar hale geldi. Evvelce, sahipliğin ve mülkiyetin bireyi güvenceye alan ve buradan hareketle özgürleştiren kavramlar olduğu düşünülürken, artık özgürlük tersine hafiflemekten geçiyor. Bireysellik anlayışımız form değiştiriyor; özel alanlara ihtiyacımız bakiyken, ortak alanlarda dertleri ufalayıp, mutlulukları katmerlemeye devam ediyoruz. Batının daha evvelden bireyselleşerek, müşterek hayatın kattıklarına duyduğu özlem ve modern hayatın güçlükleri karşısında, yeniden ortak yaşam modellerine dönüşü; karşımıza bir başka döngüyü çıkarıyor ve bizi düşündürüyor. Bekir Ağırdır’ın analizindeki ortak yaşam alanlarında bireyselliğini “kendine ait bir oda” iddia ederek ilan eden neslin, bu döngüyü daha evvel yaşamış batıdaki yansıması belki de ortak yaşam alanlarının türeme sebebinin temelini teşkil ediyor.

Görünen o ki, paylaşım ekonomisinin yeni modeli ortak yaşam alanları, teknolojinin ve hızlı şehirleşmenin karşısında, ihtiyaçlara ve sorunlara da cevap verecek şekilde, sürdürülebilir, dairesel modeller sunacak. Teknolojik unsurların gelişmesi ve artan nüfus yoğunluğuna cevaben sunulan bu modeller belki de birer alternatif olarak değil, topyekün bir dönüşümü gerektiren mecburiyetler olarak yaşamımıza dahil olacak. Bu ihtimalin toplum ve birey üzerindeki muhtemel tesirleri karşısında, her birimiz yeni kaslar geliştirerek, bu dönüşüme ayak uyduracağız.

Referanslar:

[1] https://news.gallup.com/businessjournal/206033/america-coming-workplace-home-alone.aspx

[2] https://urbannext.net/space10-co-living/

[3] https://www.dezeen.com/2018/10/16/brave-new-world-shared-living-shared-housing-space10/

[4] https://medyascope.tv/2019/01/02/bekir-agirdir-ile-soylesi-yeni-yilda-siyasi-dinamikler/

İlginizi çekebilir
Günümüzü Anlamak

Ekofeminist İyimser Ablalar

Günümüzü Anlamak

İşin Geleceğini Uzgörebilmek: 8 Farklı Senaryo

Günümüzü Anlamak

Geleneksel Şirketlerin Teknoloji Şirketleriyle Buluşması

Günümüzü Anlamak

İklim Değişikliği ile Mücadele İçin Değişmesi Gereken Tek Şey Yetişkinler

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.