İnovasyonToplum

Bohemler Olmadan İnovasyon Mümkün Mü?

“Mümkün mü” serisinin ilk yazısı olumlu ve olumsuz çok etkileşim aldı. Tezim basit. Koşulsuz itaatin olduğu hiçbir yerde sürdürülebilir gelişimin dolayısı ile inovasyonun olamayacağı. Karşı tezlerin çoğu aynı örnekleri veriyor. Rusya ve Çin. “Buralarda demokrasi yok, hukuk sınırlı ama ekonomik gelişim söz konusu”. Doğru. Ben aksini söylemiyorum. Kavramlar bulamacında kaybolmadan önce birbirimizi iyi anlamamız önemli. Demokrasinin ya da çoğulculuğun olmadığı yerlerde ekonomik gelişme kaydedilemeyeceğini iddia etmiyorum. Her ne kadar kalkınma ekonomistleri tarafından bu konu tartışılıyor olsa da mümkün belki. Ben başka bir şey ileri sürüyorum; bu tip toplumlarda ve ekonomilerde sürdürülebilir inovasyon olamaz.

Tartışmayı bir adım ileri taşıyalım. Demokrasi ve özgürlükler yoksa yine de bilim olabilir, icat olabilir. Hatta Ar-Ge olabilir ama inovasyon olmaz. Kavramların farkı zihnimizde net değilse bu köşeye başlarken inovasyonun temellerine dair yazılara davet ediyorum. Birçok kişi Rusya ve Çin örneğini verirken aslında bilimsel çıktılardan, icatlardan ve Ar-Ge çalışmalarından bahsediyor. Tüm bunlara itirazım yok fakat hiç birisi inovasyon değil. “Çin’de patent sayısı önemli bir noktaya ulaştı”. Patent inovasyonun mu, icadın mı ölçüsüdür? İnternet icat, Google inovasyon. GPS teknolojisi icat, navigasyon cihazı inovasyon. Çin veya Rusya’da hazinenin gücünü arkasına almayan kaç tane global marka, kaç tane inovasyon vardır?

Serinin ikinci yazısında Richard Florida’nın “Yaratıcılık Endeksinden” bahsetmiştim. Florida sadece bu endeksi hazırlamıyor, aynı zamanda “Bohem Endeksi” gibi alt endeksler hazırlıyor. Tüm verileri analiz ettikten sonra teorisi şu; bohemleri çekemeyen şehirler ve ülkeler gelişemez. Bohem kültürü (bohemianism) 19. yüz yılda Fransa’da ortaya çıkan bir akım. Sonrasında ABD dahil tüm dünyaya yayılan bir dalgadan bahsediyoruz. Müzisyenleri, sanatçıları, Dadaizm’i başlatan, ırkçılığa ve savaşlara karşı olan tüm aktivistleri, yazarları, şairleri bu kampta düşünebiliriz. Alternatif yaşam tarzına sahip olan maceraperestler kısaca. Ben “aykırılar” diyorum. Bu kişiler ABD’nin ekonomik atılımında önemli rol oynamamış mıdır? Mehmet Yılmaz ile hayata farklı yerlerden bakıyoruz ama bir cümlesi önemli; “daha eski medeniyetler kurmalarına rağmen neden Amerikalılar Avrupa’yı değil de Avrupalılar Amerika’yı keşfetmiştir?” Konu sadece emperyalizme indirgenecek kadar basit mi?

Aykırılar olmadan çok şey başarabiliriz ama inovasyonu başaramayız. Firmanızda inovasyon tiyatrosu izletebilirsiniz fakat ülkeyi dönüştüren inovasyonlar çıkartamazsınız. Çünkü inovatörler sanattan, müzikten, edebiyattan, yaratıcılıktan, felsefeden beslenir. Felsefe, Sadık Usta’nın ifadesi ile insanın sınırlı aklıyla evrenin sonsuz gücüne kafa tutmasıdır. İnovasyon da sınırlı gücü ile işletmenin düzenine çomak sokmaktır. Statükoya başkaldırıdır. Modern bilim dediğimiz şey dahi felsefe ile başlar. Kafa tutmayan insanlar yoksa felsefe yoktur, sanat cılızdır, inovasyon mümkün değildir. Bohemler kafa tutanlardır. Bohemlersiz ekonomik olarak (GSMH) büyüyebilirsiniz belki ama sanatınız, edebiyatınız, müziğiniz kadük kalır. Yaratıcı endüstrileriniz gelişmez. Hangi damardan olursa olsun iz bırakan herkes itiraz eden ve hayır diyen aykırılar arasından çıkmıştır. Mehmet Akif Ersoy, Sezai Karakoç gibi muhafazakâr kanadın büyük isimleri dahil hepsi kendi sesiyle haykıran insanlardır.

Çin, Rusya ve benzer ülkelerde ne kadar itiraz eden aykırı ses vardır? Bu ülkelere yaşamak için giden maceraperestler biliyor musunuz çevrenizde? Tibet’te belki ama Pekin’de? Ya da Rusya’nın şehirlerinde? Neden Çinliler Amerikan üniversitelerine doldururken Amerikalılar Çin’deki üniversitelere gitmez? ODTÜ sadece Pakistan, Afganistan, Bangladeş vatandaşları ile yetinmeli midir? Neden aykırı Yeni Zelandalıları, Kanadalıları, Hollandalıları çekemez? Çin gibi kendi vatandaşına güvenmeyen, kıymet vermeyen bir ülke dünyanın en özgürlükçü ve aykırı tiplerini çekebilir mi? Çin ucuz iş gücüne, taklide dayalı bir ekonomik kalkınma sergileyebilir elbette. Öğrenme eğrisi ile rekabeti ileri bir aşamaya da taşıyabilir. Hatta inovasyonu ithal edebilir fakat radikal ve sürdürülebilir  inovasyonlar için bohemlere ve aykırılara ihtiyacı var. Aykırılar için demokrasiye, özgürlüğe ve çok sesliliğe ihtiyacımız var.

Bu yazı alıntıdır.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
Fintechİnovasyon

Fintek: Rekabet mi İstikrar mı?

Dijital Dönüşümİnovasyon

Kurumsallardan İnovasyon Çıkmaz mı, Kurum İçi Girişimcilik Ütopya mı?

Dijital Dönüşümİnovasyon

İnovasyona Fütürist Bir Sos

İnovasyonPsikoloji

İnovasyon Tuzakları

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir