Dijital DönüşümKamuTeknoloji

Son Teknolojiler ve Savaş Korkusu

Dünya ekonomisi ve siyaseti ilginç ve zorlu bir dönemden geçiyor. Dünya genelinde otoriter yönetimler artıyor, ekonomik durgunluk ve krizler yeni normal halini alıyor, Batı dünyası kendi içinde Brexit ve son NATO tartışmalarında olduğu gibi ciddi bölünmeler yaşarken ABD ile Çin, Britanya ile Rusya arasındaki siyasi ve ekonomik yaptırımlar birbirini izliyor. Özetle, geleceğe dair kaygıların arttığı bir dönemi yaşıyoruz.

Ancak bu dönemi belki de benzer geçiş dönemlerinden ayıran temel konu ise teknolojik alanda yaşanan çığır açıcı gelişmelerin buna eşlik etmesi. Yapay zeka, blokzinciri, büyük veri, sinirbilim ve robotik gibi alanlardaki sıçramalı gelişmeler ve ülkeler/üniversiteler/şirketler arasındaki yarışma ufkumuzu derinleştirirken karşımıza çıkan imkanlar ve geleceğe dair potansiyel alternatifler de toplumların ve bireylerin süreci anlamasını ve özümsemesini zorlaştırıyor ve her şey kontrolden çıkmış gibi geliyor. Bilinmezlik ise korkuları pekiştiriyor.

Teknolojik alandaki rekabeti küresel politikadaki ve ekonomik yaşamdaki kriz ve çatışmalarla beraber düşündüğümüzde ise daha zorlu seçeneklerle baş başa kalıyoruz. Teknolojik ve bilimsel gelişmelere fon ve destek veren devletler, şirketler ve üniversiteler politik ve ekonomik çıkarları doğrultusundaki çalışmaları destekleyip mevcut sert rekabeti üst aşamalara sıçratıyorlar. Bu durum karşısında geleneksel uluslararası kurumların, uluslararası hukukun ve diplomasinin kapasiteleri aşılıyor ve hızlı gelişmelere etkili cevaplar vermek mümkün olmuyor.

Örneğin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Wired dergisine verdiği röportajda ABD ile Çin arasındaki teknolojik mücadelenin Soğuk Savaş döneminden daha büyük yıkım yaratma potansiyeline sahip olduğunu öne sürüyor[1]. MIT Tech Review son sayısını, VentureBeat ise son özel dosyasını teknoloji ve savaş konusuna ayırıyor. Siber alandaki rekabet geliştikçe teknoloji militarize oluyor. Bu savaş sadece yapay zeka algoritmalarının yönettiği silahlar veya bugünlerde ilgiyle izlediğimiz dans eden, spor yapan robot (askerler) ile sınırlı değil, bunlar zaten askeri alana yönelik üretilen silahlar ve çözümler.

Aynı zamanda siber savaş gündelik yaşama dair birçok ürünü ve algoritmayı da birer silah haline getirebiliyor. Örneğin Tesla’nın bir aracının Çinli bir şirket tarafından hacklenmesi buna dair ciddi veriler sunuyor. Bugün bunun akademik bir başarı olarak sunulması yarın bir ülkedeki otonom araçların hacklenerek kitlesel katliamların yapılmasına neden olabilir. Veya Batı’da bazı şehirlerin siber saldırılar sonucu elektriklerinin kesilmesi ya da seçimlere yönelik siyasi manipülasyonlar ile sürekliliği sağlanmış bir siber savaşın geliştiğini ve dost-düşman ayrımının basit şekilde taraflara ayırarak analiz edilemeyeceğini gösteriyor. Yani savaş alanında karşı karşıya gelen orduların birbirleriyle açık mücadelesi yerine daha karmaşık ittifak ilişkileri açığa çıkabiliyor, devlet dışı aktörler, örneğin terör örgütleri veya aktivist ağlar, aktif bir özne haline gelebiliyor. Bu açıdan genel hatlarıyla mevcut mücadelenin Çin ve Rusya ile Batı dünyası arasında olduğu düşünülse de yer yer müttefiklerin de birbirini hedeflediği (İsrail’in Pegasus saldırısı gibi) saldırılar yaşanabiliyor.

Bu alandaki hukuksal düzenleme eksikliği ise meseleyi pekiştiriyor. Örneğin bir hastanenin bombalanması savaş suçu ama sağlık sisteminin hacklenip insanların ameliyat olamadığı için ölmesi henüz savaş suçu sayılmıyor. Bu saldırıların tespiti, tespit edilse dahi kaynağının anlaşılması, kaynağı bulunsa da karşı uygun cevabın verilmesi gibi konular oldukça karmaşık ve sadece askeri yaklaşımla çözülmesi mümkün olmayan konular.

Dolayısıyla yapay zeka başta olmak üzere son teknolojilerin savaş hazırlıklarına seferber olması ile nasıl baş edeceğimiz sorunu bir yanda duruyor. Örneğin ABD Savunma Bakanlığının 2020 bütçesi 178 milyar dolarken bunun 927 milyon dolarının yapay zeka-makine öğrenmesi araştırmaları için kullanılması planlanıyor. Çin’in 2017 yapay zeka stratejisi de meseleyi ulusal güvenlik ekseninde analiz etmekte, yine aynı dönem yapay zeka alanında görüşlerini paylaşan Putin bu alanda lider olanın dünyayı yöneteceğini savunmaktadır. Bu açıdan robot askerler ve yapay zeka algoritmasının yönettiği silahlar gibi konular acilen çözülmesi gereken meseleler arasındadır.

Diğer yandan askeri bir hedefle geliştirilmeyen algoritmaların siber alanda bir silah olarak kullanılması, sivillere ve gündelik yaşama yönelik sabotaj amaçlı saldırılarda değerlendirilmesi de bizlerin savaşa ve ulusal güvenliğe bakış açımızı gözden geçirmemize neden oluyor.

Peki burada büyük teknoloji şirketlerinin rolü nedir? Amazon, Microsoft, IBM, Google gibi şirketler yalnızca teknoloji şirketleri olarak değerlendirilebilir mi? Bu şirketlerin ABD Savunma Bakanlığıyla, CIA ile iş ilişkileri nasıl yorumlanmalı? Teknolojinin gelişiminde eskiden askeri sanayiye muhtaçtık, artık siviller teknoloji geliştiriyor derken Silikon Vadisini askeri bir tesis olarak görmeye mi başlayacağız? Bu soruların cevabını da bir sonraki yazıda arayalım.

[1] UN Secretary-General: US-China Tech Divide Could Cause More Havoc Than the Cold War

https://www-wired-com.cdn.ampproject.org/c/s/www.wired.com/story/un-secretary-general-antonio-guterres-internet-risks/amp

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
Dijital DönüşümSigortaVerimlilik

Sigorta Sektörü İçin 5 Derin Öğrenme Kullanım Yöntemi

İnovasyonTeknoloji

İnovasyon 4.0

BilimİnovasyonTeknoloji

Erke Dönergeci Gerçek Mi Oldu? İşte Fotosentez Yapan Bilgisayar

Dijital DönüşümE-ticaret

Dijitalleşme, KOBİ’ler İçin Bir Seçenek Değil Hayatta Kalma Meselesi Olmalı

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir