Dijital DönüşümTeknoloji

Görmenin Yeni Biçimi: İçinde Olma – 2

Konu: 360⁰ kameralar ve VR (Virtual Reality-Sanal Gerçeklik) gözlük deneyimiyle yeni bir görme biçimi ve içinde olma tecrübesi.

VR nedir? Bir önceki bölümü birkaç tartışma başlığı ve bu tartışma başlıklarından sonuncusunda yer alan “Sanal (VR) gerçeklik yeni gerçeklik olacak mı,” ve “Sanal dünya geleceği ele geçirecek mi,” sorularıyla bitirmiştim. Bu soruların cevaplarına geçmeden önce genel hatlarıyla, VR nedir, buna bakalım. VR tecrübesini yaşamak için öncelikle bir VR gözlük gerekiyor. VR gözlüğü çalıştırıp başınıza geçirdiğinizde artık yepyeni bir gerçekliğin içindesiniz. Bu yeni dünya aynı gerçek dünyada olduğu gibi etrafınızı sarmış durumda ve siz de kafanızı sağa sola, yukarı aşağı hareket ettirerek onu bizzat içinde olarak tecrübe ediyorsunuz.

VR Deneyimi: Akademik bir sunumda VR gözlükle bu dünyanın içinde olan birinin 5-10 dakikadan sonra mide bulantısı, baş dönmesi, baş ağrısı gibi sorunlarla karşılaştığı anlatılmıştı. Gerekçe olarak gerçek dünya ve sanal dünya arası uyumsuzluklar, görüntüdeki piksellenmeler ileri sürülmüştü. Ben de bu yazıyı yazmadan önce VR deneyimini kendim tecrübe etmek istedim ve İstanbul, Bakırköy’deki 360avm isimli bir VR teknolojisi firmasına gittim. Firma yöneticisinden öğrendiğim bilgiler yukarıda yazanlardan biraz daha farklıydı. Öncelikle VR teknolojisi çok gelişmişti, piksellenmeler neredeyse tamamen ortadan kalkmıştı ve insanlar git gide bu yeni teknolojiye, görme biçimine adapte oluyordu. Öyle ki İstanbul’da yaklaşık on tane VR kafe açılmıştı. Bunları eski internet kafeler gibi düşünebilirsiniz. Ve buralarda oyun oynamaya giden insanlar bir saatte beş-on dakikalık aralarla yaklaşık üç saat oyun oynayabiliyorlardı. Ben de merak ettiğim soruları sorduktan sonra VR gözlüğü başıma geçirdim.

Basit bir tanımlamayla bu bir zamanların 3D sinemalarına benziyor. Ancak arasında büyük farklar var. Örneğin sinemadakinden farklı olarak bu dünyanın içinde istediğiniz gibi hareket ediyor, başınızı çeşitli yönlere çevirerek kendi istediğiniz yerlere bakabiliyorsunuz. Benim kullandığım gözlükte özel bir kulaklık sistemi yoktu ama etraftaki sesler adeta kesilmişti. İlk önce dört bir yanı garip yaratıklarla dolu bir oyunun içindeydim. Sonra NBA’deki gerçek bir basketbol maçını tribünden, bir futbol maçını atağın yapıldığı kalenin arkasından izliyordum. Bir müddet çeşitli görüntüler arasında dolaştıktan sonra gözlüğü çıkardım, yeniden gerçek dünyadaydım. Gözlüğü çıkardığımda ilk sorduğum soru şu oldu, “Ne kadar zaman geçti?”

VR Dünyasının Tartışma Başlıkları: Bu teknolojinin insanların günlük gerçekliğinde mekânsal bir kırılma yaratacağı aşikâr. VR gözlüğü takar takmaz sanal mekânın gerçek mekândan ayrışmasını anında yaşıyoruz. Bir de şunu düşünelim; VR gözlükle sanal bir gerçekliği yaşarken zaman nasıl belirleniyor. Diyelim ki bir oyunun içindesiniz ve ekranın üst köşesinde geriye akan bir zaman sayacı var. Size verilen süre içerisinde bir görevi yerine getirmeniz gerekiyor. Tartışma konusu şu; geriye akan bu sayaç saniyeyi mi temsil ediyor, yoksa bu sayacın hızı bir saniyeden hızlı ya da yavaş mı? VR dünyasının içindeyken mekânsal kırılmadan dolayı bir müddet sonra zaman da yeni sanal gerçekliğin belirlediği şekilde akıyor. Peki, gözlüğü çıkardığınızda gerçek dünyada ne kadar zaman geçti. Mekân ve zaman kırılması, olayın nerede geçtiğine ilişkin bir kırılma yaratır ve bu mekân-zaman-olay bütünlüğü felsefi bir tartışma başlığına dönüşür.

Bu tartışma başlığını güçlendirmek için VR teknolojinin yaygınlaşmasını ele alalım. Şu anda VR teknolojisi ve donanımları gündelik hayatta nadir de olsa bireysel kullanıcıların evlerinin içine kadar girdi. Gelecekteki yerininse bugünün hızlıca gündelik hayatlarımızın vazgeçilmezi pozisyonuna gelen akıllı cep telefonları gibi olacağı öngörülüyor. Ancak günlük hayata bu denli derinlemesine giren iki teknoloji arasında muazzam bir fark var. Cep telefonları kişinin içinde bulunduğu gerçekliği ancak kendi ekran kesiti kadar bölebiliyor. VR teknolojinin yarattığı mekânsal farkı ise artık biliyoruz. Sanal gerçeklik cep telefonları kadar yaygın kullanım şartlarına yükseldiğinde zamansal etkisinin de ne denli güçlü olacağını kestirebiliriz.

Şimdi bölümün endişeyle sorulan ana sorularına dönebiliriz; sanal gerçeklik yeni gerçeklik olacak mı, sanal dünya geleceği ele geçirecek mi. Buraya kadar özellikle akıllı cep telefonlarındaki gibi yaygınlaşacağını söyleyerek VR teknoloji endişelerini güçlendirmiş gibi görünüyorum. Ancak benim olaya bakışım biraz daha farklı ve pozitif. Dünya ölçeğinde düşünürsek Türkiye’de yaşayan biri Afrika’da yaşayan birinin gündelik gerçekliğine yabancıdır ve o da New York’takinin ve New York’taki biri de Asya ve Arap coğrafyalarının gündelik yaşantısına yabancı. Aralarındaki bu fark çok çeşitli etkilerle de olsa kültürel yaşantı farkından kaynaklanır. Amerikalı psikolog Philip Zimbardo’nun teorisine göre vücut fizyolojisinin zamanın algısına çok büyük etkisi var. Örneğin ekvatora daha yakın ülkelerde zaman daha yavaş geçiyor gibi hissedilirken kuzey ülkelerinde zamanın daha hızlı geçtiği hissediliyor. Zaten iklimin kalp ritminden vücut sıcaklığına kadar değişimlere neden olduğu da biliniyor. Zaman hissini farklılaştıran bir başka durumsa kültürel etkenler. Fransa’ya giden bir Amerikalının restoranda verdiği siparişin hemen gelmesini beklemesi, Amerika’ya giden bir Fransızınsa siparişinin hemen gelmesine şaşırması gibi. Bu noktada VR teknoloji de yeni bir dünya sunuyor oluşuyla kültürel yeni bir coğrafyaya dönüşüyor. Özetle VR teknolojisi için yeni bir gerçeklik ya da geleceği ele geçiren bir sanallık yerine yeni bir kültürel bağlam diyebiliriz. Bunun sıklığına ve yaygın kullanımına baktığımızdaysa pek çok yarar da bulabiliriz; fiziken gidemediğiniz bir konseri en önden, hatta sanatçının hemen yanından izleyebilirsiniz; keza bir spor müsabakasını; ya da uzun süredir görüşemediğiniz yakınlarınızla yüz yüze sohbet edebilirsiniz, öğrenciler tarihi olayları yerinde ya da biyolojiyi hücrenin içinde öğrenebilir, doktorlar vücudunuzdaki hasarlı bölgeyi nanometrik olarak saptayabilir…

Edebiyat eleştirmeni Paul de Man şu önemli felsefi soruna işaret eder ve sonucu edebiyatın dürüst yanına bağlar: Masanın üzerinde bir kalem duruyordur. Kalem nesne olarak oradadır. Ancak ben onu masanın üzerinde duran bir ‘kalem’ diye yazdığımda ‘kalem’ kelimesiyle nesnenin kendisini işaret ederim. Oysa ‘kalem’ yalnızca benim yazdığım harflerden oluşan bir semboldür, harfler kâğıdın üzerindedir ve nesnesinin kendisi değildir. Biz insanlar da gündelik hayatta birbirimizle kurduğumuz sözel ya da yazılı iletişimde gerçekliği kelimelerle kurarız. Nesnenin (ya da olayın) kendisi bizim çıkardığımız ses dizisinin kendisi olmadığı için arada birbirini tutmayan bir boşluk oluşur. Paul de Man bu durumun karşısında edebiyatın işleme sürecinde insanların, edebiyatın dilsel bir yapı kurduğunu bilmesinin ve ondan gerçekliği birebir sunmasını beklemediğinin altını çizer. Konumuzu bu bağlamda bitirecek olursak VR teknolojisi de en baştan beri kendine gerçeklik biçmeden kendisinin sanal bir dünya olduğunu ifşa ettiğinden aslında insanları kandırma eğiliminde kalmaz.

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

İlginizi çekebilir
Dijital DönüşümHukukKamu

Sosyal Medya Kullanımının Düzenlenmesi

Dijital DönüşümKamuTeknoloji

Son Teknolojiler ve Savaş Korkusu

Dijital DönüşümGenel

İbrahim Müteferrika’dan Girişimcilik Dersleri

Dijital DönüşümTeknoloji

Görmenin Yeni Biçimi: İçinde Olma - 1

Başlangıç Noktası E-bülten

Merak etmeyin. Asla Spam yapmıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir